İletişim Bilgileri
"Psikiyatrinin karanlık geleceği", Prof. Dr. Filiz Karadağ
Psikiyatrinin Karanlık Geleceği
DSM ve ICD gibi kategorik sınıflamalar klinik iletişim için ortak bir dil oluşmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Ancak geldiğimiz noktada, tanı içi heterojenite, yüksek komorbidite ve önerilen biyolojik mekanizmalar ile tanı kategorileri arasındaki sınırlı örtüşme halen açıklığa kavuşmamış önemli sorun alanlarıdır. Kategorik tanılara alternatif olarak önerilen boyutsal modeller ise, hangi psikopatolojik özelliklere hastalık düzeyinde anlam atfedilebileceği sorusunu da gündeme getirmiştir [1].
Psikopatolojiyi boyutlar üzerinden modellemeye doğru bir dönüşüm, gelecekte psikiyatrik değerlendirmenin biçimini de değiştirebilir. Klinik görüşmeye dayalı kesitsel değerlendirmelerin yanına; akıllı telefonlar, giyilebilir teknolojiler, konuşma örüntüleri ve günlük davranışlardan elde edilen sürekli veriler eklenmektedir. Dijital fenotipleme, ruhsal durumun yalnızca muayene odasında değil, gerçek yaşam içinde ve zaman içinde izlenebilmesini mümkün kılan bu dönüşümün somut örneklerinden biridir [2]. Yapay zekâ bu çok boyutlu verileri birlikte işlediğinde, psikiyatrik sınıflamaların daha dinamik ve bireyselleştirilmiş hale gelmesi mümkün olabilir. Ancak bu gelişme, “normal” ile “patolojik” arasındaki sınırların giderek daha fazla algoritmik tanımlara bağımlı hale gelmesi riskini de beraberinde getirmektedir.
Yapay zekâ, bugün pek çok alanda klinisyenin tanı, tedavi ve izlemi desteklemek için kullandığı bir araç olmanın ötesine geçme potansiyeli taşımaktadır. Büyük dil modelleri (LLM) bazı kullanıcılar için sosyal ve duygusal çevrenin bir parçası haline gelmekte; yakın tarihli olgu bildirimleri, bazı durumlarda psikopatolojik yaşantının pekişmesine katkıda bulunabileceklerini düşündürmektedir [3]. Bir sonraki eşik ise yapay zekânın yalnızca yanıt üretmesi değil, bağımsız biçimde plan yapabilen ve eyleme geçebilen özerk sistemlere dönüşmesidir. Bu tür sistemlerin sağlık hizmetlerine girmesi, psikiyatride karar verme ve kontrol yetkisinin ne ölçüde insanda kalacağı sorusunu daha da önemli hale getirmektedir [4].
Bu sunumda, psikiyatrik tanı sistemlerinin dönüşümünden dijital fenotiplemeye, yapay zekânın klinik yaşantı üzerindeki etkilerinden özerk yapay zekâ sistemlerinin ortaya çıkardığı karar verme, özerklik ve kontrol sorunlarına kadar uzanan bu olası gelecek senaryoları ele alınacaktır.
Kaynaklar
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Filiz Karadağ, 1990 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
Psikiyatri uzmanlık eğitimini 1999 yılında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda tamamladı ve 2013 yılına kadar aynı kurumda görev yaptı. 2013 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda profesör olarak çalışmaktadır.
2007 yılında psikodrama terapisti unvanını aldı.
Bilimsel çalışmaları başlıca obsesif kompulsif bozukluk, şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, bilişsel işlevler, nörogörüntüleme, psikofarmakoloji, tedaviye dirençli depresyon ve psikoterapi alanlarında yoğunlaşmaktadır.
"Psikoz tedavisinde belirsizlik", Konuşmacı: Prof. Dr. Ayşen Esen Danacı
Psikoz tedavisinde belirsizlik
Psikoz tedavisinde belirsizlik, yalnızca hangi antipsikotiğin seçileceği sorusundan değil; tedavinin ne zaman başlanacağı, ne kadar sürdürüleceği, hangi dozun yeterli olduğu ve tedaviye yanıt vermeyen hastada bir sonraki adımın ne olacağı gibi birçok klinik karardan oluşmaktadır. Güncel kanıtlar, antipsikotiklerin nüksü önlemede etkili olduğunu gösterse de, uzun süreli tedavinin dozunu azaltma veya sonlandırma konusunda bireysel risk–yarar dengesi hâlâ tartışmalıdır. Özellikle doz azaltma veya kesmenin nüks riskini artırabildiği, ancak yavaş ve seçilmiş yaklaşımların bazı hastalarda değerlendirilebileceği bildirilmektedir. Tedavi direncinde klozapin için güçlü kanıt bulunmasına rağmen, klozapin başlanmasının gecikmesi, yan etkiler nedeniyle sürdürme güçlükleri ve klozapine dirençli psikozun yönetimi önemli belirsizlik alanlarıdır. Uzun etkili enjektabl tedavilerde ise süreçte psikozun alevlenmesi ve ek oral antipsikotik gereksinimi gibi durumlarda standartlaştırılmış yaklaşımlar yeterince net değildir. Ayrıca eştanı, madde kullanımı, hasta tercihleri ve işlevsellik gibi değişkenlerin tedavi kararlarına nasıl yansıtılacağı da belirsizliğin bir boyutudur. Amaç, belirsizliği ortadan kaldırmaktan çok, kanıt ile klinik deneyimi birlikte kullanarak daha kişiselleştirilmiş kararlar geliştirmektir.
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Ayşen ESEN-DANACI
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Uludağ ÜTF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD’ında uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra Manisa Celal Bayar ÜTF Psikiyatri AD’da göreve başlamış ve halen profesör olarak çalışmaktadır. Temel çalışma alanları şizofreni ve psikotik bozukluklar, dinamik yönelimli psikoterapiler ve kadın ruh sağlığıdır. CBÜ Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde 1998 yılında kurduğu psikoz biriminde pek çok klinik araştırma yürütmüştür. Ayrıca hastalar ve ailelere yönelik psikososyal tedaviler uygulamış ve geliştirmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneğinde 2 dönem Şizofreni Birim Koordinatörlüğünü, 2 dönem de Manisa Şube Başkanlığını yürütmüştür. Umut Psikodrama Enstitüsünde eğitim almış, daha sonra Halime Odağ Psikanaliz Vakfında psikodinamik yönelimli psikoterapi eğitimini tamamlamış, aynı kuruma eğitici ve yönetim kurulu başkanı olarak uzun yıllar görev yapmıştır. Sanatla Terapi ve Yaratıcılık Derneğinde sanatla terapi temel eğitimi tamamlamıştır. 2021 yılında İzmir Psikanalitik Psikoterapiler Derneğinin kuruluşunda görev almış ve yönetim kurulu üyeliği görevini yürütmüştür. Halen üniversitede ve özel muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Atölye: "Psikiyatride rasyonel polifarmasinin temel ilkeleri ", Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar - Doç. Dr. Melike Ceyhan Balcı Şengül
Psikiyatrik tedavide birden fazla ilacın birlikte kullanımı giderek yaygınlaşan, kalıcı ve değişime dirençli bir uygulamadır. Güncel meta-analizlere göre antipsikotik polifarmasi tüm tanılarda yaklaşık dörtte bir, şizofreni spektrum bozukluklarında ise üçte bir oranında görülmektedir. Polifarmasi yan etki yükünü, ilaç etkileşimlerini ve tedavi maliyetini artırırken hastanın ilaç uyumunu azaltabilir. Bu yaygınlığa karşın polifarmasinin tanımı, sınırları ve ne zaman uygun olduğu klinik pratikte çoğu zaman belirsiz kalmaktadır.
Bu atölyede öncelikle polifarmasinin türleri ele alınacaktır: aynı sınıftan ve farklı sınıftan ilaçların birlikte kullanımı, adjuvan tedavi, augmentasyon ve yüksek doz reçeteleme. Ardından reçetelerin nasıl biriktiği tartışılacaktır; demografik ve klinik etkenler, komorbidite, reçeteleme alışkanlıkları ve hasta beklentileri polifarmasinin başlıca belirleyicileridir. Reçetelemede, “gerektiğinde” verilen ilaçların kronikleşmesi, akatizinin ajitasyonla karıştırılması ve antikolinerjik yükün gözden kaçması en sık karşılaşılan tuzaklardır. Polifarmasi her zaman uygunsuz değildir: belirleyici olan ilaç sayısı değil, her ilacın arkasındaki gerekçedir. Hâlâ belirtili hastada uzun bir ilaç listesi çoğu zaman özensizliğin değil, tedavi direncinin ve hastalık yükünün göstergesidir. Akılcı bir kombinasyonda endikasyon net olmalı, hedef belirti ölçülebilir olmalı, mekanizmalar birbirini tekrar etmemeli, tamamlayıcı olmalı; izlem ve çıkış planı sıklıkla izlenmelidir.
Yine tanılara göre kanıtı olan kombinasyonlar, önemli ilaç etkileşimleri ve sadeleştirme ilkeleri kısaca özetlenecektir. Temel mesaj, her eklemenin hedefi, ölçümü, değerlendirme tarihi ve çıkış planı olan bir hipotez olarak ele alınması gerektiğidir. Amaç, katılımcılara akılcı kombinasyonu uygunsuz polifarmasiden ayırmak için günlük pratikte uygulanabilir bir çerçeve sunmaktır.
Özgeçmiş
Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar2004 yılında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2006-2011 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD’da Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 2011-2014 yılları arasında Denizli Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladıktan sonra 2014 yılında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD’da öğretim üyesi olarak akademik hayata katılmıştır. 2018 yılında Doçent Doktor ünvanı almıştır. 2025 yılında Profesör Doktor ünvanı almış olup halen Profesör Doktor olarak aynı AD’da görev yapmaktadır. Psikofarmakoloji, Psikiyatri genetiği, Psikotik bozukluklar, Erişkin DEHB, Nörogörüntüleme, Toplum temelli Ruh Sağlığı alanlarında çalışmaları bulunmaktadır. BDT ve EMDR eğitimleri almıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Biyolojik Psikiyatri Derneği üyesidir.
Özgeçmiş
Doç. Dr. Melike Ceyhan Balcı Şengül, 1977yılında Serik'te doğdu. 2000 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, psikiyatri uzmanlık eğitimini 2005 yılında Ankara Numune Hastanesi 2. Psikiyatri Kliniği'nde tamamladı. 2015 yılında doçent unvanını aldı. Halen Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.