"Psikiyatrinin karanlık geleceği", Prof. Dr. Filiz Karadağ
Psikiyatrinin Karanlık Geleceği
DSM ve ICD gibi kategorik sınıflamalar klinik iletişim için ortak bir dil oluşmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Ancak geldiğimiz noktada, tanı içi heterojenite, yüksek komorbidite ve önerilen biyolojik mekanizmalar ile tanı kategorileri arasındaki sınırlı örtüşme halen açıklığa kavuşmamış önemli sorun alanlarıdır. Kategorik tanılara alternatif olarak önerilen boyutsal modeller ise, hangi psikopatolojik özelliklere hastalık düzeyinde anlam atfedilebileceği sorusunu da gündeme getirmiştir [1].
Psikopatolojiyi boyutlar üzerinden modellemeye doğru bir dönüşüm, gelecekte psikiyatrik değerlendirmenin biçimini de değiştirebilir. Klinik görüşmeye dayalı kesitsel değerlendirmelerin yanına; akıllı telefonlar, giyilebilir teknolojiler, konuşma örüntüleri ve günlük davranışlardan elde edilen sürekli veriler eklenmektedir. Dijital fenotipleme, ruhsal durumun yalnızca muayene odasında değil, gerçek yaşam içinde ve zaman içinde izlenebilmesini mümkün kılan bu dönüşümün somut örneklerinden biridir [2]. Yapay zekâ bu çok boyutlu verileri birlikte işlediğinde, psikiyatrik sınıflamaların daha dinamik ve bireyselleştirilmiş hale gelmesi mümkün olabilir. Ancak bu gelişme, “normal” ile “patolojik” arasındaki sınırların giderek daha fazla algoritmik tanımlara bağımlı hale gelmesi riskini de beraberinde getirmektedir.
Yapay zekâ, bugün pek çok alanda klinisyenin tanı, tedavi ve izlemi desteklemek için kullandığı bir araç olmanın ötesine geçme potansiyeli taşımaktadır. Büyük dil modelleri (LLM) bazı kullanıcılar için sosyal ve duygusal çevrenin bir parçası haline gelmekte; yakın tarihli olgu bildirimleri, bazı durumlarda psikopatolojik yaşantının pekişmesine katkıda bulunabileceklerini düşündürmektedir [3]. Bir sonraki eşik ise yapay zekânın yalnızca yanıt üretmesi değil, bağımsız biçimde plan yapabilen ve eyleme geçebilen özerk sistemlere dönüşmesidir. Bu tür sistemlerin sağlık hizmetlerine girmesi, psikiyatride karar verme ve kontrol yetkisinin ne ölçüde insanda kalacağı sorusunu daha da önemli hale getirmektedir [4].
Bu sunumda, psikiyatrik tanı sistemlerinin dönüşümünden dijital fenotiplemeye, yapay zekânın klinik yaşantı üzerindeki etkilerinden özerk yapay zekâ sistemlerinin ortaya çıkardığı karar verme, özerklik ve kontrol sorunlarına kadar uzanan bu olası gelecek senaryoları ele alınacaktır.
Kaynaklar
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Filiz Karadağ, 1990 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu.
Psikiyatri uzmanlık eğitimini 1999 yılında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda tamamladı ve 2013 yılına kadar aynı kurumda görev yaptı. 2013 yılından bu yana Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda profesör olarak çalışmaktadır.
2007 yılında psikodrama terapisti unvanını aldı.
Bilimsel çalışmaları başlıca obsesif kompulsif bozukluk, şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, bilişsel işlevler, nörogörüntüleme, psikofarmakoloji, tedaviye dirençli depresyon ve psikoterapi alanlarında yoğunlaşmaktadır.
"Psikoz tedavisinde belirsizlik", Konuşmacı: Prof. Dr. Ayşen Esen Danacı
Psikoz tedavisinde belirsizlik
Psikoz tedavisinde belirsizlik, yalnızca hangi antipsikotiğin seçileceği sorusundan değil; tedavinin ne zaman başlanacağı, ne kadar sürdürüleceği, hangi dozun yeterli olduğu ve tedaviye yanıt vermeyen hastada bir sonraki adımın ne olacağı gibi birçok klinik karardan oluşmaktadır. Güncel kanıtlar, antipsikotiklerin nüksü önlemede etkili olduğunu gösterse de, uzun süreli tedavinin dozunu azaltma veya sonlandırma konusunda bireysel risk–yarar dengesi hâlâ tartışmalıdır. Özellikle doz azaltma veya kesmenin nüks riskini artırabildiği, ancak yavaş ve seçilmiş yaklaşımların bazı hastalarda değerlendirilebileceği bildirilmektedir. Tedavi direncinde klozapin için güçlü kanıt bulunmasına rağmen, klozapin başlanmasının gecikmesi, yan etkiler nedeniyle sürdürme güçlükleri ve klozapine dirençli psikozun yönetimi önemli belirsizlik alanlarıdır. Uzun etkili enjektabl tedavilerde ise süreçte psikozun alevlenmesi ve ek oral antipsikotik gereksinimi gibi durumlarda standartlaştırılmış yaklaşımlar yeterince net değildir. Ayrıca eştanı, madde kullanımı, hasta tercihleri ve işlevsellik gibi değişkenlerin tedavi kararlarına nasıl yansıtılacağı da belirsizliğin bir boyutudur. Amaç, belirsizliği ortadan kaldırmaktan çok, kanıt ile klinik deneyimi birlikte kullanarak daha kişiselleştirilmiş kararlar geliştirmektir.
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Ayşen ESEN-DANACI
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Uludağ ÜTF Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD’ında uzmanlık eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra Manisa Celal Bayar ÜTF Psikiyatri AD’da göreve başlamış ve halen profesör olarak çalışmaktadır. Temel çalışma alanları şizofreni ve psikotik bozukluklar, dinamik yönelimli psikoterapiler ve kadın ruh sağlığıdır. CBÜ Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde 1998 yılında kurduğu psikoz biriminde pek çok klinik araştırma yürütmüştür. Ayrıca hastalar ve ailelere yönelik psikososyal tedaviler uygulamış ve geliştirmiştir. Türkiye Psikiyatri Derneğinde 2 dönem Şizofreni Birim Koordinatörlüğünü, 2 dönem de Manisa Şube Başkanlığını yürütmüştür. Umut Psikodrama Enstitüsünde eğitim almış, daha sonra Halime Odağ Psikanaliz Vakfında psikodinamik yönelimli psikoterapi eğitimini tamamlamış, aynı kuruma eğitici ve yönetim kurulu başkanı olarak uzun yıllar görev yapmıştır. Sanatla Terapi ve Yaratıcılık Derneğinde sanatla terapi temel eğitimi tamamlamıştır. 2021 yılında İzmir Psikanalitik Psikoterapiler Derneğinin kuruluşunda görev almış ve yönetim kurulu üyeliği görevini yürütmüştür. Halen üniversitede ve özel muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Atölye: "Psikiyatride rasyonel polifarmasinin temel ilkeleri ", Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar - Doç. Dr. Melike Ceyhan Balcı Şengül
Psikiyatrik tedavide birden fazla ilacın birlikte kullanımı giderek yaygınlaşan, kalıcı ve değişime dirençli bir uygulamadır. Güncel meta-analizlere göre antipsikotik polifarmasi tüm tanılarda yaklaşık dörtte bir, şizofreni spektrum bozukluklarında ise üçte bir oranında görülmektedir. Polifarmasi yan etki yükünü, ilaç etkileşimlerini ve tedavi maliyetini artırırken hastanın ilaç uyumunu azaltabilir. Bu yaygınlığa karşın polifarmasinin tanımı, sınırları ve ne zaman uygun olduğu klinik pratikte çoğu zaman belirsiz kalmaktadır.
Bu atölyede öncelikle polifarmasinin türleri ele alınacaktır: aynı sınıftan ve farklı sınıftan ilaçların birlikte kullanımı, adjuvan tedavi, augmentasyon ve yüksek doz reçeteleme. Ardından reçetelerin nasıl biriktiği tartışılacaktır; demografik ve klinik etkenler, komorbidite, reçeteleme alışkanlıkları ve hasta beklentileri polifarmasinin başlıca belirleyicileridir. Reçetelemede, “gerektiğinde” verilen ilaçların kronikleşmesi, akatizinin ajitasyonla karıştırılması ve antikolinerjik yükün gözden kaçması en sık karşılaşılan tuzaklardır. Polifarmasi her zaman uygunsuz değildir: belirleyici olan ilaç sayısı değil, her ilacın arkasındaki gerekçedir. Hâlâ belirtili hastada uzun bir ilaç listesi çoğu zaman özensizliğin değil, tedavi direncinin ve hastalık yükünün göstergesidir. Akılcı bir kombinasyonda endikasyon net olmalı, hedef belirti ölçülebilir olmalı, mekanizmalar birbirini tekrar etmemeli, tamamlayıcı olmalı; izlem ve çıkış planı sıklıkla izlenmelidir.
Yine tanılara göre kanıtı olan kombinasyonlar, önemli ilaç etkileşimleri ve sadeleştirme ilkeleri kısaca özetlenecektir. Temel mesaj, her eklemenin hedefi, ölçümü, değerlendirme tarihi ve çıkış planı olan bir hipotez olarak ele alınması gerektiğidir. Amaç, katılımcılara akılcı kombinasyonu uygunsuz polifarmasiden ayırmak için günlük pratikte uygulanabilir bir çerçeve sunmaktır.
Özgeçmiş
Prof. Dr. Ayşe Nur İnci Kenar2004 yılında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2006-2011 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Psikiyatri AD’da Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini tamamladı. 2011-2014 yılları arasında Denizli Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladıktan sonra 2014 yılında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD’da öğretim üyesi olarak akademik hayata katılmıştır. 2018 yılında Doçent Doktor ünvanı almıştır. 2025 yılında Profesör Doktor ünvanı almış olup halen Profesör Doktor olarak aynı AD’da görev yapmaktadır. Psikofarmakoloji, Psikiyatri genetiği, Psikotik bozukluklar, Erişkin DEHB, Nörogörüntüleme, Toplum temelli Ruh Sağlığı alanlarında çalışmaları bulunmaktadır. BDT ve EMDR eğitimleri almıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Biyolojik Psikiyatri Derneği üyesidir.
Özgeçmiş
Doç. Dr. Melike Ceyhan Balcı Şengül, 1977yılında Serik'te doğdu. 2000 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, psikiyatri uzmanlık eğitimini 2005 yılında Ankara Numune Hastanesi 2. Psikiyatri Kliniği'nde tamamladı. 2015 yılında doçent unvanını aldı. Halen Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
"Cinsel istismar mağduru çocukların adli değerlendirmesi ve psikiyatrik muayene ilkeleri", Konuşmacı: Prof. Dr. Şahika Gülen Şişmanlar
Çocuk Ruh Sağlığı uygulamalarında; istismara uğrayan çocuklarla yapılan adli görüşmeler, tedavi amaçlı yapılan görüşme ve değerlendirmelerden farklılıklar içermektedir. Hekim, -yasal düzenlemelerden kaynaklanan- adli makamların sorularına yanıt ararken hem görüşmenin içeriğinde hem de yapısında yaklaşım değişikliklerine gitmek durumunda kalabilmektedir. Ayrıca, adli makamların talebi ile başlayan değerlendirme sürecinde çocuğun korunmasına ve tedavisine ilişkin düzenlemelere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sunumda; cinsel istismara uğramış çocukların adli psikiyatrik değerlendirmesinde dikkat edilmesi gereken temel ilkeler ve görüşme kapsamı, ülkemizdeki yasal düzenlemeler de dikkate alınarak aktarılmaya çalışılacaktır.
Özgeçmiş;
Şahika Gülen Şişmanlar
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A.D., Kocaeli Üniversitesi Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi
Şahika Gülen Şişmanlar, 1971 yılında Erzurum’da doğmuştur. Marmara üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra tıpta uzmanlık eğitimini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları A.D.’nda tamamlamıştır. Halen aynı bölümde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Kocaeli Üniversitesi Çocuk Koruma Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurucu yönetim kurulu üyelerindendir. Merkezin yönetim kurulu başkanlığını yürütmektedir. Adli Psikiyatrisi alanıyla ilgilenmektedir. Adli Psikiyatri alanında eğitim ve çalıştaylarda eğitici olarak yer almıştır. Çocuk İstismarı alanında lisans ve yüksek lisans eğitimleri vermektedir. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatristleri Derneği’nin Adli Psikiyatri ve Travma komisyonlarında çalışmaktadır. Çocuk Koruma Merkezlerini Destekleme Derneği üyesidir.
Atölye: "Sanatla terapi atölyesi: Belirsizliğe alan açmak", Prof. Dr. Aslı Sarandöl - Dr. Öğr. üyesi Rümeysa Ayşe Güllülü


Sanat insanın kendini tanımasının, dönüştürmesinin ve yaratmasının bir dışavurumudur. Sanat terapisi görsel, işitsel, bedensel pek çok şekilde sanat yapma ve kullanma yoluyla uygulanan bir psikoterapi yöntemi olarak ifade edilmektedir. Sözel ifadenin bozulduğu veya yetersiz olduğu durumlarda, yoğun duygusal dalgalanmalarda, bireysel veya toplumsal travma yaşantılarında, depresyon, anksiyete ve psikoz durumlarında, her yaştaki bireylerle yapılan sanat terapisi kapsayıcı bir işlev görmekte, hem bu yaşantıların simgesel biçimde sanat ürününe yansıtılarak orada tutulmasına hem de onarılarak dönüştürülmüş biçimde yeniden içselleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Özellikle dil kullanımının yetersiz olduğu psikiyatrik bozukluklarda sanat terapisi yardımcı bir yöntemdir. Bu atölye çalışmasında katılımcıların sanat/la terapisi yöntemi hakkında uygulamalı olarak bilgi ve deneyim kazanmaları hedeflenmiştir.
Özgeçmişler;
Aslı SARANDÖL
1988 yılında Beşiktaş Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1994 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Aynı yıl mezun olduğu Tıp Fakültesi’nin Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD’da uzmanlık eğitimine başladı. 1999-2004 yıllarında uzman doktor, 2004-2008 yıllarında Yardımcı Doçent, 2008-2013 yılları arasında Doçent, 2013 yılından itibaren de aynı bölümde Profesor doktor olarak görevini sürdürmektedir. 2006 yılından itibaren aynı bölümde “Psikoz” polikliniğini sürdürmektedir. 2009’da ‘’Psikodrama terapisti’’ olmuştur. 2004-2009 yılları arasında sanatla terapi eğitimini tamamlamış ve sanatla terapi alanında eğitici olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Şizofreni hasta ve yakınlarıyla ruhsal iyileştirim çalışmaları üzerine çalışmaktadır. Lisans ve lisansüstü derslerinde psikodinamik ağırlıklı dersleri yürütmektedir.
Araştırma ve İlgi Alanları
-Psikiyatrik bozukluklar ve oksidan-antioksidan sistem
-Şizofreni hastaları ve yakınlarıyla psikososyal tedavi
-Kanser hastalarıyla psikoterapi
-Grup psikoterapileri
-Sanatla terapi
-Doğum Sonrası Psikiyatrik Bozukluklar
Rümeysa Ayşe GÜLLÜLÜ
2010 yılında Özel Tan Fen Lisesi’nden mezun oldu. 2016 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 2022 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı. 2023 yılından beri aynı bölümde öğretim görevlisi doktor olarak görevini sürdürmektedir. 2022 yılında destekleyici psikoterapi eğitimini, 2023 yılında kognitif davranışçı terapi eğitimini tamamlamıştır. 2025 yılından beri psikodinamik psikoterapi eğitime devam etmektedir.
"Psikozda tanısal belirsizlik", Konuşmacı: Prof. Dr. Aslı Sarandöl

Psikoz tablosunda ilk başvuru anında kesin bir tanı koymak son derece zordur. Erken evrelerde veya ilk psikotik atakta fenomolojik örtüşmeler ve dinamik klinik seyir nedeniyle tanısal belirsizlik oldukça sık rastlanan bir durumdur. İlk atak psikoz hastalarının %30-50’sinde başlangıçta verilen tanı zaman içinde takip edildikçe değiştirilmektedir. Duygudurum bozuklukları ile şizofreni spektrumunun pozitif/negatif semptomları başlangıçta benzer görünebilmekten dolayısıyla bu semptom örtüşmesi belirsizliğe neden olabilmektedir. Yine belirsizlik açısından madde kullanımı, nörogelişimsel bozukluklar ve travma yaşantıları risk etmenleri arasında sıralanabilir. Yüksek Riskli Psikoz kavramı, psikotik bozukluk gelişmeden önceki klinik risk dönemini ifade eder. Bu risk grupları arasında en sık karşılaşılan ve klinik olarak en çok çalışılan alt tip Attenüe Psikotik Semptom Sendromudur. Bu sunumda psikoz tanısında belirsizliğe dair yukarıda sıralanan risk etmenleri, psikoz gelişiminde etkili ele alınacak, ayırıcı tanıda günlük psikiyatri pratiğinde dikkat edilmesi gereken unsurlara değinilecektir.
Özgeçmiş;
Aslı SARANDÖL
1988 yılında Beşiktaş Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1994 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp
Fakültesi’ni bitirdi. Aynı yıl mezun olduğu Tıp Fakültesi’nin Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD’da
uzmanlık eğitimine başladı. 1999-2004 yıllarında uzman doktor, 2004-2008 yıllarında Yardımcı
Doçent, 2008-2013 yılları arasında Doçent, 2013 yılından itibaren de aynı bölümde Profesor doktor
olarak görevini sürdürmektedir. 2006 yılından itibaren aynı bölümde “Psikoz” polikliniğini
sürdürmektedir. 2009’da ‘’Psikodrama terapisti’’ olmuştur. 2004-2009 yılları arasında sanatla
terapi eğitimini tamamlamış ve sanatla terapi alanında eğitici olarak çalışmalarını
sürdürmektedir. Şizofreni hasta ve yakınlarıyla ruhsal iyileştirim çalışmaları üzerine
çalışmaktadır. Lisans ve lisansüstü derslerinde psikodinamik ağırlıklı dersleri yürütmektedir.
Araştırma ve İlgi Alanları
-Psikiyatrik bozukluklar ve oksidan-antioksidan sistem
-Şizofreni hastaları ve yakınlarıyla psikososyal tedavi
-Kanser hastalarıyla psikoterapi
-Grup psikoterapileri
-Sanatla terapi
-Doğum Sonrası Psikiyatrik Bozukluklar

"Gelişimsel açıdan örselenmenin çocuk üzerindeki etkileri", Konuşmacı: Prof. Dr. Dilşad Foto Özdemir
Konu Başlığı: Gelişimsel açıdan örselenmenin çocuk üzerindeki etkileri (Çocuk ve Ergende Örselenme: Gelişimsel Etkilenmenin Çok Faktörlü Doğası ve Klinik Gidişteki Belirsizlik)
Çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları ve travmatik yaşantılar gelişimsel psikopatoloji yaklaşımına göre bireysel, ailevi ve çevresel etkileşim içinde farklı gelişimsel sonuçlar doğurmaktadır. Çocukluk travmasının etkilerinin bireyler arasında farklılık göstermesinin nedenleri çok katmanlıdır ve birçok faktörlerin etkileşimine dayanır. Gelişimsel olarak travma çocukluk çağında yaşanan tekrarlayan kişilerarası travma ve bağlanma ilişkilerinin bozulmasıyla ortaya çıkan, bilişsel, duygusal, fizyolojik ve ilişkisel kapasitelerde kalıcı değişikliklere yol açan çok boyutlu bir tablodur. Bununla birlikte, çocukluk travmalarına maruz kalan bireylerin bir kısmında psikopatoloji gelişmesi ilişkinin deterministik olmadığını ve risk ile koruyucu faktörlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, dayanıklılık ve kırılganlık yaratan unsurları göz önünde bulundurmak gerektiğini göstermektedir. Bu panelde, gelişimsel açıdan erken dönem örselenmelerin uzun dönemli etkileri, olumsuz çocukluk deneyimlerinin sonuçları gelişimsel bir bakış açısıyla ele alınacaktır.
ÖZGEÇMİŞ
Prof. Dr. Dilşad Foto Özdemir, 1971 Adana doğumlu olup; Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1994 yılında mezun olmuştur. 1994-2000 yılları arasında Çankırı; Şabanözü Sağlık Ocağı, Ankara; Şereflikoçhisar Ana-Çocuk Sağlığı sorumlu hekimi, Adana; Verem Savaş Dispanseri hekimi olarak görev yapmıştır. 2004 yılında Gazi Üniversitesi’nde uzmanlık eğitimini tamamlayarak 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak göreve başlamış, 2012’de yardımcı doçent, 2014’de doçent, 2021’de profesör olmuştur. Çocukluk dönemi travmaları, çocuk ihmal ve istismarı, suça sürüklenen çocuklar, adli psikiyatrik olgular, bebeklik dönemi ve psikopatolojileri ağırlıklı çalışma alanlarıdır. Hacettepe Üniversitesi’nde Çocuk İstismarı Komisyonu’nun (2005) kurulmasında ve yürütülmesinde, çalıştığı anabilim dalında Adli Komisyon sistemini oluşturmada görev almış, uzun yıllar Adli Komisyon Sorumlusu görevini üstlenmiştir. Hastane Temelli Çocuk Koruma Merkezi çalışmaları, Çocuk İzlem Merkezi uzman eğitimleri, Adli Görüşme Odaları (AGO) uzman, hakim, tercüman eğitimleri en önemli çalışmalarıdır.
"Çocuk ve ergen obsesif-kompulsif bozukluğunda tedavinin geleceği: Psikoterapi, farmakoterapi, nöromodülasyon ve dijital yaklaşımlar", Konuşmacı: Doç. Dr. Tuba Mutluer

Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) çocuk ve ergenlerin yaklaşık %1–3'ünü etkiler; erişkin olguların önemli bir bölümünde belirtiler çocukluk çağında başlar ve erken dönemde tanınıp tedavi edilmediğinde akademik, sosyal ve ailesel işlevsellik belirgin biçimde bozulur. Güncel kılavuzlar hafif–orta şiddetteki olgularda maruz bırakma ve tepki önleme (ERP) temelli bilişsel davranışçı terapiyi (BDT), orta–ağır olgularda ise BDT ile seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSGİ) birlikte kullanımını ilk basamak tedavi olarak önermektedir. Bununla birlikte olguların önemli bir kısmında yanıt kısmi kalmakta, nitelikli ERP'ye erişim ise pek çok bölgede sınırlı olmaya devam etmektedir.
Bu konuşmada çocuk ve ergen OKB tedavisinin yakın geleceği dört başlıkta ele alınacaktır. Psikoterapi alanında ailesel uyum sağlama (family accommodation) davranışlarını hedefleyen aile temelli BDT, yoğunlaştırılmış ERP formatları ve basamaklı bakım modelleri tartışılacaktır. Farmakoterapide SSGİ ve klomipramin ile ilgili güncel kanıtların yanı sıra tedaviye dirençli olgularda antipsikotik güçlendirme ve glutamaterjik ajanlar gibi stratejilerin sınırlı pediyatrik kanıt temeli değerlendirilecektir. Nöromodülasyon başlığında erişkin OKB'de onay almış transkraniyal manyetik stimülasyon ile dirençli olgulardaki derin beyin stimülasyonu uygulamalarının çocuk ve ergenlere aktarılmasının önündeki kanıt ve etik sınırlılıklar ele alınacaktır. Son olarak internet temelli ve terapist destekli BDT, mobil uygulamalar, sanal gerçeklik destekli maruz bırakma ile yapay zekâ destekli belirti izleme ve tedavi yanıtı öngörme çalışmaları, erişim sorununa sunabilecekleri çözümler ve mevcut kanıt düzeyleri açısından tartışılacaktır. Konuşmanın amacı, klinisyenlere yakın gelecekte uygulamaya girmesi beklenen yaklaşımlar hakkında kanıta dayalı ve gerçekçi bir çerçeve sunmaktır.
Anahtar kelimeler: obsesif-kompulsif bozukluk, çocuk ve ergen, bilişsel davranışçı terapi, farmakoterapi, nöromodülasyon, dijital sağlık
Kısa Özgeçmiş
Doç. Dr. Tuba Mutluer, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı
2008 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanlık eğitimini İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde tamamladı (2013). Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde uzman hekim olarak çalıştıktan sonra 2015–2025 yılları arasında Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yaptı; 2019'da Dr. Öğretim Üyesi, 2021'de Doçent unvanını aldı. Haziran 2025'ten bu yana Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı'nda öğretim üyesidir. Aynı zamanda Koç Üniversitesi Nörobilim Doktora Programı'nda tez aşamasındadır.
ABD ve Hollanda'daki araştırma merkezlerinde misafir araştırmacı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. Araştırma alanları otizm spektrum bozukluğu ve DEHB, çocuk ve ergen psikiyatrisinde dijital ve artırılmış gerçeklik temelli müdahaleler, yapay zekâ uygulamaları, ebeveyn–çocuk biyodavranışsal senkroni ve psikoterapi araştırmalarıdır (bilişsel davranışçı terapi, şema terapisi). TÜBİTAK 1001 ve TÜSEB destekli projelerde yürütücü olarak görev yapmaktadır; h-indeksi 23'tür.
Bilim Akademisi Genç Bilim İnsanları Ödülü (BAGEP, 2023), Koç Üniversitesi Üstün Öğretim Ödülü (2024) ve Abdi İbrahim "Sağlıkta Sosyal İnovasyon" En İyi Proje Ödülü (2021) sahibidir. Journal of Mental Health Research in Intellectual Disabilities dergisinin yardımcı editörüdür. ISST akredite Çocuk ve Ergen Şema Terapisi ve EABCT standartlarında Çocuk ve Ergen BDT eğitimlerine devam etmektedir.
"Konsültasyon liyezon psikiyatrisinde yaşlı hastaya yaklaşım", Konuşmacı: Doç. Dr. Özlem Kuman Tunçel
Konsültasyon-liyezon psikiyatrisinde yaşlı hastaya yaklaşım proaktif, multidisipliner ve biyopsikososyal değerlendirmeye dayanır. Yaşlı hastalar genel hastane yataklarının büyük bölümünü oluşturur ve hastaneye yatan yaşlıların yaklaşık %50–60’ında ya psikiyatrik bozukluk önceden de vardır ya da yatış sırasında gelişir. Bu durum diğer tıbbi hastalıkların daha olumsuz seyretmesi, uzamış yatış ve artmış bakım maliyeti ile ilişkilidir.
Yaşlı yatan hastada odak noktası yalnızca belirtileri bastırmak olmamalıdır. Deliryum, depresyon, demans, işlev kaybı, aile yükü, taburculuk planı, eşlik eden tüm hastalıklar ve polifarmasi hep birlikte ele alınmalıdır. Yaşlı hastaların KLP pratiğinde en sık sendromlar deliryum, depresyon ve demanstır. Konsultasyon istenme nedenleri ile nihai tanılar aynı değildir; diğer branş hekimleri çoğu zaman ajitasyon, davranış sorunu, depresif yakınma ya da “konfüzyon” nedeniyle konsultasyon isterken, psikiyatrik değerlendirme sonunda deliryum sıkça baskın tanı olur. Yaşlı hastalarda deliryum en sık konan tanılardan biridir, ancak maalesef diğer branşlar tarafından sıkça atlanır.
Yaşlı hastanın psikiyatrik değerlendirmesi yapılırken tam bir tıbbi değerlendirme yapılmalı, yaşlılık dönemine özgü değişimler göz önünde bulundurulmalıdır. Yaşlılarda, var olan komorbiditeler, çoklu ilaç kullanımı ve yaşa bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler farmakokinetik ve farmakodinamik pek çok değişikliğe neden olmaktadır. Bu da yaşlıları, ilaçların istenmeyen etkilerine karşı duyarlı bir konuma taşımaktadır. Yaşlıların, özellikle fiziksel hastalıkları olan yaşlıların, genel olarak ilaç çalışmalarında araştırma dışı bırakılmaları nedeniyle bu alanda kanıtlar yetersizdir. Dolayısıyla, yaşlılarda ilaç kullanımında temkinli olmak, var olan kanıtları ve hastanın yakınmalarını yakından takip etmek çok önemlidir.
Özlem KUMAN TUNÇEL:
2006 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde lisans eğitimini, 2012 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Psikiyatri Anabilim Dalında uzmanlık eğitimini, 2020 yılında ise EÜTF’de Yaşlı Sağlığı doktora programını tamamladı. 2012-2016 yılları arasında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, 2016 yılından sonra ise EÜTF’de çalıştı. 2022 yılında doçentlik ünvanını aldı. Halen EÜTF Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Bilim Dalında öğretim üyesi olarak görevini sürdürmektedir. Psikiyatride Güncel ve Nöropsikiyatri Arşivi dergilerinin yayın kurullarında yer almaktadır.
Atölye: "Psikodrama atölyesi: İçimizdeki belirsizlik", Prof. Dr. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu - Doç. Dr. Tuğçe Toker Uğurlu
Zihnin sürekli kontrol ve öngörü aradığı bir çağda belirsizlik, çoğu zaman kaygı ve donakalmakla karşılık bulan tekinsiz bir deneyim olarak algılanır. Oysa J. L. Moreno’nun kurduğu psikodramatik evrende belirsizlik; katılığa karşı spontanitenin, tükenmişliğe karşı yaratıcılığın ve askıda kalan yaşantılara karşı eylemin filizlendiği en canlı eşiktir. Moreno’ya göre yeni bir duruma uygun tepki verebilmek, ancak bilinmezliğin ortasında rol repertuvarımızı esnetebilme cesaretiyle mümkündür.
Bu atölyede amacımız; belirsizliği zihinsel denetimle bastırmak yerine, onu sahneye davet etmektir. Grubun güvenli aynasında; içimizdeki belirsizlikle nasıl karşılaştığımızı, hangi rollerle ona yanıt verdiğimizi ve “şimdi ve burada” ilkesiyle bu boşluğu nasıl dönüştürebileceğimizi birlikte deneyimleyeceğiz.
Söze dökülemeyen içsel sahnelerimizi eylemle buluşturmak ve belirsizliğin içindeki yaratıcı kıvılcımı keşfetmek üzere sahnede buluşuyoruz.
Özgeçmiş;
Doç. Dr. Tuğçe TOKER UĞURLU
Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Doçent.
Tıp eğitimini Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2004 yılında tamamlamış,2014 yılında Pamukkale Üniversitesi Psikiyatri AD’nda Ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olmuştur. 2019 yılında psikodrama terapisti olmuş; ruh sağlığı ve hastalıkları alanında 2022 yılında Doçent ünvanı almıştır. Halen Pamukkale Üniversitesi Psikiyatri AD’nda öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup, PAÜ Alkol ve Madde Bağımlılığı Uygulama ve Araştırma Merkez müdürlüğü görevini de yürütmektedir.
Alkol, sigara ve madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılıklar, grup psikoterapileri ve psikodrama, yeme bozuklukları gibi alanlarda çalışmalarını sürdürmektedir.
"Psikiyatrinin Karanlık Geçmişi", Prof. Dr. A. Cem Şengül
Psikiyatri, bugün ağır ruhsal hastalıkları stabilize eden, intihar riskini azaltan ve akut krizlerde hayat kurtaran bir tıp disiplini olarak kabul görmektedir. Ancak bu noktaya gelene dek geçirdiği tarihsel süreç, tıp tarihinin en karanlık ve tartışmalı sayfalarından bazılarını barındırır. Bu konuşmada, deliliğin dini ve batıl inançlarla açıklandığı çağlardan —cin/şeytan çıkarma ritüelleri, trepanasyon, "Cadı Çekici" (Malleus Maleficarum) ve Engizisyon döneminde cadılıkla deliliğin birbirine karışması— başlayarak, 18-19. yüzyıl tımarhanelerindeki zincirleme ve tecrit uygulamalarına, Pinel ve Tuke'un "moral tedavi" reformlarına ve 20. yüzyılın "kahramanlık tıbbı" dönemine (malarya ateşi tedavisi, insülin koma tedavisi, frontal lobotomi, ilk elektrokonvülsif tedavi uygulamaları) uzanan tarihsel çizgi ele alınacaktır.
Konuşmanın ikinci bölümünde, tarihte psikiyatrinin iktidarla kurduğu tehlikeli ilişki irdelenecektir: öjeni hareketi, Nazi Almanyası'nda "yaşamaya değmeyen hayat" kavramı ve Aktion T4 programı, Sovyetler Birliği'nde siyasi muhalifleri susturmak için kullanılan "sinsi şizofreni" tanısı gibi örnekler üzerinden, tanı koyma ve tedavi etme yetkisinin kötüye kullanıldığında toplumsal bir baskı aracına dönüşebileceğinin üzerinde durulacaktır.
Konuşma, Franco Basaglia'nın İtalya'da akıl hastanelerini kapatan reformuna ve anti-psikiyatri hareketinin bugün "eleştirel psikiyatri" başlığı altında sürdürdüğü mirasa değinilerek, modern psikiyatrinin normal ile patolojik arasındaki sınırı nasıl çizdiği sorusuyla tamamlanacaktır
Bu konuşmanın amacı, klinisyenlere ve araştırmacılara, disiplinin tarihsel hatalarından ders çıkararak günümüz psikiyatri pratiğine eleştirel ve etik bir bakış açısı kazandırmaktır.
Özgeçmiş
Prof. Dr. A. Cem Şengül, 1975 yılında Adana'da doğdu. 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, psikiyatri uzmanlık eğitimini 2005 yılında Ankara Numune Hastanesi 2. Psikiyatri Kliniği'nde tamamladı. 2011 yılında doçent, 2024 yılında profesör unvanını aldı. Halen Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
"Erişkin otizminde BDT uygulamaları", Konuşmacı: Prof. Dr. Ercan Altınöz
(27 Kasım 2026, Cuma, 09.00–10.15 — "Otizm Spektrum Bozukluğunda Yaşam Boyu Sosyal İşlevsellik ve Müdahale Yaklaşımları" paneli)
Otizm spektrum bozukluğu (OSB) uzun süre çocukluk çağına özgü bir tanı olarak ele alınmış olsa da, son yıllarda erişkinlikte tanı alan veya çocuklukta tanı almasına rağmen erişkinliğe kadar destekten yoksun kalan bireylerin görünürlüğünün artması, bu popülasyona yönelik kanıta dayalı psikoterapötik yaklaşımların önemini gündeme getirmiştir. Bu konuşmada, erişkin OSB'li bireylerde sıklıkla eşlik eden anksiyete, depresyon ve sosyal işlevsellik güçlükleri bağlamında bilişsel davranışçı terapinin (BDT) nasıl uyarlanması gerektiği tartışılacaktır. Somut ve yapılandırılmış dil kullanımı, görsel destekleyiciler, yürütücü işlev güçlüklerine yönelik düzenlemeler ve sosyal bilişe yönelik modüller gibi uyarlama stratejileri güncel literatür ve klinik deneyim ışığında ele alınacaktır. Amaç, klinisyenlere erişkin OSB'li danışanlarla çalışırken standart BDT protokollerini etkili biçimde bireyselleştirme konusunda pratik bir çerçeve sunmaktır.
Kısa Özgeçmiş
Prof. Dr. Ercan ALTINÖZ
2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve 2012 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan psikiyatri uzmanı unvanı almıştır.
Bilişsel Davranışçı Terapiler Akademisi diplomatı ve eğiticisi, Avrupa Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Birliği’nin akredite bilişsel-davranışçı psikoterapisti ve Metakognitif Terapiler Enstitüsünden akredite metakognitif terapisttir.
Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri profesörü olarak görev yapmaktadır. EABCT (Avrupa Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği) yönetim kurulu üyesi ve ONAD (Otizm ve Nörogelişim Araştırmaları Derneği) başkan yardımcısıdır.
Journal of Cognitive-Behavioral Psychotherapy and Research dergisinin yürütücü editörüdür.
Araştırma ilgi alanları temel olarak bilişsel davranışçı terapiler, nörogelişimsel bozukluklar ve konsültasyon-liyezon psikiyatrisidir.
Atölye: "Uyku bozukluklarında BDT uygulamaları", Prof Dr. Ercan Altınöz
(26 Kasım 2026, Perşembe, 17.45–19.15)
İnsomnia için bilişsel davranışçı terapi (BDT-İ), günümüzde uyku bozukluklarının psikolojik tedavisinde altın standart olarak kabul edilmektedir. Bu atölyede BDT-İ'nin temel bileşenleri — uyku kısıtlaması, uyaran kontrolü, bilişsel yeniden yapılandırma, gevşeme teknikleri ve uyku hijyeni eğitimi — klinik uygulama odaklı olarak ele alınacaktır. Katılımcılara, farklı hasta profillerinde (birincil insomnia, komorbid psikiyatrik bozukluklarla seyreden uyku sorunları) bu tekniklerin bireyselleştirilmesi, sık karşılaşılan direnç noktaları ve bunlarla baş etme stratejileri vaka örnekleri üzerinden aktarılacaktır. Atölye, katılımcıların BDT-İ protokolünü kendi kliniklerinde uygulayabilecek düzeyde pratik bilgi ve beceri kazanmalarını hedeflemektedir.
Kısa Özgeçmiş
Prof. Dr. Ercan ALTINÖZ
2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş ve 2012 yılında Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan psikiyatri uzmanı unvanı almıştır.
Bilişsel Davranışçı Terapiler Akademisi diplomatı ve eğiticisi, Avrupa Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Birliği’nin akredite bilişsel-davranışçı psikoterapisti ve Metakognitif Terapiler Enstitüsünden akredite metakognitif terapisttir.
Halen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde psikiyatri profesörü olarak görev yapmaktadır. EABCT (Avrupa Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği) yönetim kurulu üyesi ve ONAD (Otizm ve Nörogelişim Araştırmaları Derneği) başkan yardımcısıdır.
Journal of Cognitive-Behavioral Psychotherapy and Research dergisinin yürütücü editörüdür.
Araştırma ilgi alanları temel olarak bilişsel davranışçı terapiler, nörogelişimsel bozukluklar ve konsültasyon-liyezon psikiyatrisidir.

Otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanısı, yalnızca çocuğu değil, aile sistemini bütünüyle etkileyen ve çoğunlukla yaşam boyu süren bir durumdur. Tanı sonrası dönemde ebeveynlerde anksiyete, depresif belirtiler ve kronik stres düzeylerinin genel popülasyona kıyasla belirgin şekilde yüksek olduğu, çok sayıda çalışmayla gösterilmiştir. Bu yükün kaynağı yalnızca çocuğun semptom şiddeti değil; tanı belirsizliği, hizmetlere erişimdeki güçlükler, sosyal damgalanma ve ebeveynlik rolündeki sürekli uyum ihtiyacı da önemli belirleyicilerdir. Bu konuşmada, OSB tanılı çocuğu olan ebeveynlerde görülen ruh sağlığı sorunlarının klinik görünümü, altta yatan mekanizmalar ve bu sorunlara yönelik kanıta dayalı müdahale yaklaşımları ele alınmaktadır.
Özellikle ebeveyn odaklı müdahale programları üzerinde durulacaktır: Mindfulness temelli stres azaltma programları, ebeveyn eğitimi modelleri (parent training) ve bilişsel-davranışçı yaklaşımların ebeveyn ruh sağlığı üzerindeki etkinliğine ilişkin güncel literatür özetlenecektir. Bu programların yalnızca ebeveynin öznel iyilik halini değil, aynı zamanda ebeveyn-çocuk etkileşim kalitesini ve dolaylı olarak çocuğun tedavi sürecine katılımını da etkilediğine dair bulgular tartışılacaktır. Ayrıca, ebeveyn desteğinin klinik uygulamaya nasıl entegre edilebileceği, hangi aşamada ve hangi yoğunlukta sunulması gerektiği konusunda pratik öneriler paylaşılacaktır.
Konuşmanın ikinci bölümünde, bu alandaki araştırma boşlukları ele alınacaktır: özellikle düşük-orta gelirli ülkelerde ebeveyn destek programlarının erişilebilirliği, kültürel uyarlama ihtiyaçları ve dijital sağlık uygulamalarının bu bağlamdaki potansiyel rolü tartışılacaktır. Türkiye'deki klinik deneyimlerden elde edilen gözlemler, uluslararası literatürle karşılaştırmalı olarak sunulacaktır.
Bu konuşmanın amacı, klinisyenlere yalnızca çocuğa değil, aile sistemine bütüncül bakan bir müdahale çerçevesi için pratik ve kanıta dayalı bir bakış açısı sunmaktır.
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Murat Eyüboğlu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı öğretim üyesi ve başkanı olarak görev yapmaktadır. Dr. Eyüboğlu 2009 yılında tıp fakültesi eğitimini bitirmiş, 2014 yılında çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlık eğitimini tamamlamış, 2018 yılında da Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışmaya başlamıştır.
Başlıca klinik ve akademik odak alanını, başta Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olmak üzere nörogelişimsel bozukluklar ile bu bozuklukların tıbbi tedavisi ve aile üzerindeki etkileri oluşturmaktadır. Bu alandaki uzmanlığını derinleştirmek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de çeşitli dönemlerde nörogelişimsel bozukluklar, duygudurum bozuklukları ve sosyal beceri geliştirme programları alanlarında eğitimler almıştır. 2024 yılında, alanda bilimsel iş birliğini güçlendirmek amacıyla kurduğu Otizm ve Nörogelişim Araştırmaları Derneği (ONAD)'nin kurucu başkanlığını yürütmekte; ayrıca Avrupa Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Birliği'nden akredite bilişsel-davranışçı psikoterapist unvanına sahiptir.
Konferans: "Belirsizliğin güzelliği: Psikiyatri pratiğinde belirsizlik”
Moderatör: Prof. Dr. Osman Özdel | Konuşmacı: Prof. Dr. Levent Küey
Hayatta doğal olan belirsizliktir, aykırı olan ise belirlilik ve kesinlik kurgularıdır. Belirsizliğe katlanamama hali ile derin otoriteryen, dogmatik, katı, tekçi düşünüş ve karakter özellikleri ilişkilidir.
Önümüz belirsizliklerle dolu olduğu gibi ardımız da belirsizliklerle doludur. Şimdiki durumun içindeki geçmişi görüp bunun geleceğe nasıl evrileceğini öngörerek bu gidişata nasıl müdahele edebiliriz? Geçmişi geleceğe nasıl bağlayabiliriz? Nasıl bir geleceğe? Bu sorular hayatın akışı içindeki zorluklarımızı dile getirdiği kadar psikiyatri pratiğinin de temel sorularıdır.
Bu konferans psikiyatri pratiğinde belirsizliğin yalnızca klinik karar verme süreçlerinde karşılaşılan bir güçlük değil, aynı zamanda psikiyatrik değerlendirme ve tedavi süreçlerinin kurucu ve üretken bir bileşeni olarak ele alınabileceğini tartışmayı amaçlamaktadır.
Klinisyen ile hastayı bir araya getiren o klinik oda, aslında belirsizliklerle ve olasılıklarla dolu, her iki öznenin de birbirini yeniden yarattığı dinamik bir üçüncü alandır.
Ancak bu ortak alanda hem hastada hem de biz hekimlerde paylaşılan ortak, devasa bir gerilim vardır: Gerçeğin muazzam karmaşıklığı ve belirsizliği ile belirlilik ve kesinlik ihtiyacımız arasındaki o ezici gerilim.
Oysa, Karl Jaspers’in de vurguladığı gibi, farklı ruhsal durumları ayırt edebilmemiz, yalnızca soğuk bir ampirik gözlemle değil; hastanın kendi durumunu nasıl hissettiğine dair kurabildiğimiz empati ile o dış gözlem arasındaki hassas köprüde mümkündür.
Ne yazık ki modern klinik pratik, bizi çoğu zaman bu köprünün gözlem ve sınıflandırma tarafında kalmaya zorluyor. Karşımızda oturan ve etimolojik olarak yaralı anlamına gelen o hasta insanı, biricik yaşam öyküsünden koparıp tanı kılavuzlarının soğuk şablonlarına uydurmaya çalışıyoruz. Hastayı bir insan olarak değil, bir belirtiler toplamı olarak görmeye başladığımızda, insanı tanı kategorisi tanrılarına kurban etmiş oluyoruz.
Evet, indirgemeci sınıflandırmalar yapmak bizi, yani klinisyeni rahatlatır. Teorinin o vaat ettiği sahte kesinlik, adeta teorinin şehveti olarak bizi cezbeder. Ancak bu cazibeye kapılıp odadaki o yaralı insanın biricik hüzün ve dertlerini nesneleştirdiğimizde, iyi hekimlikten ve insani etik zemininden uzaklaşmış oluruz.
Kategorik sistemlerin mekanik güvenliğine sığınarak klinisyenliğimizi rahatlatmak kolay olandır. Zor ama bilimsel ve etik olan ise, o odadaki belirsizliği, karmaşayı ve iki özne arasındaki olasılıklar deryasını cesaretle göze alabilmektir. Bu yaklaşım, psikiyatriyi yalnızca sınıflandırıcı bir disiplin olmaktan çıkararak insanın değişebilirliğine, kırılganlığına ve iyileşme olasılığına açık bir klinik karşılaşma alanı olarak kavramaya katkı sunar.
Anahtar sözcükler: belirsizlik; psikiyatri pratiği; tanısal formülasyon; hasta-hekim ilişkisi; ortak karar verme
Keywords: uncertainty; psychiatric practice; diagnostic formulation; patient–physician relationship; shared decision-making
(*) Türkiye Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu üyesi (1995-2002); Dünya Psikiyatri Birliği Yönetim Kurulu/Güney Avrupa Bölge Temsilcisi (2002-2008); Dünya Psikiyatri Birliği Genel Sekreteri (2008-2014); Avrupa Psikiyatri Birliği Yönetim Kurulu Üyesi (2015-2019); İstanbul Bilgi Üniversitesi, Istanbul (2002-2021)
Levent Küey
Tıp Doktoru, psikiyatr, akademisyen, fotoğrafçı Levent Küey 1957 İzmir doğumlu. Bornova Anadolu Lisesi (BAL’75), Gridley High School (AFS’75), Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (’81) mezunu. Aynı üniversitenin Psikiyatri Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı (’85). 1989’da Psikiyatri Doçenti oldu, Psikodrama Grup Psikoterapisi eğitimi gördü (1989-1993), İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde çalıştı (1991-1999). İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı (2002-2021). 27 yıldır İstanbul’da yaşıyor ve halen serbest psikiyatr olarak çalışıyor.
Temel bilimsel çalışma alanları arasında, ruhsal bozuklukların toplumsal ve kültürel özellikleri, depresyon ve anksiyete bozuklukları ve psikoterapisi, kadında depresyon, psikopatolojide sınıflandırma ve tanı sorunları, psikiyatrik olgu formülasyonu, zorunlu sürgün ve ruh sağlığı ve psikiyatride felsefi yaklaşımlar sayılabilir. Birçok ulusal/uluslararası makale, kitap bölümü ve çevirileri var. 1997`de Türk Psikiyatri Dergisi Araştırma Ödülünü aldı. Bilimsel dergi (Türk Nöropsikiyaytri Dergisi) editörlüğü yaptı (2002-2005); bazı ulusal/uluslararası dergilerde bilimsel danışma kurulu üyelikleri yürütüyor.
İzmir Tabip Odası Onur Kurulu üyeliği (2000-2004) yaptı. Ulusal/uluslararası meslek örgütlerinde görevler aldı. 7 yıl yönetim kurulu üyeliği yaptığı (1995-2002) Türkiye Psikiyatri Derneği kurucu üyesi; Avrupa Psikiyatri Birliği ve Dünya Psikiyatri Birliği`nde Psikopatoloji, Sınıflandırma, Ruh Sağlığı Politikaları ve Transkültürel Psikiyatri Bilimsel Çalışma Grupları üyesi. Ayrıca, Dünya Psikiyatri Birliği Board üyeliği-Güney Avrupa Bölge Temsilciliği (2002-2008) yaptı.
Dünya Psikiyatri Birliği Onur üyesi (2006). Dünya Psikiyatri Birliği Genel Sekreterliği (2008-2014), Planlama Kurulu başkan yardımcılığı (2011-2014), WPA websitesi ve bülteni editörlüğü ve Dünya Psikiyatrisi adlı bilimsel dergi editörler kurulu üyeliği (2008-2014) ve Avrupa Psikiyatri Birliği Yönetim Kurulu üyeliği (2015-2019) görevlerini yürüttü. Yüzün üzerinde ülkede bilimsel toplantılarda konferans verdi; birçok bilimsel kongrenin düzenleme ve bilimsel kurullarında görev aldı.
İFSAK’ta temel fotoğraf eğitimi aldı (2017), ardından birçok projede, karma sergide ve ortak kitapta yer aldı. Bazı ulusal/uluslararası yarışmalarda ödüller aldı. Dört kişisel sergi açtı; “kıyısından, köşesinden, istanbul’dan” (X-Hall, Sanal Sanat Galerisi, 2020), “teoria” (Aynalı Geçit, İstanbul, 2022), “kronia” (Sergül Okay Sanat Galerisi, İzmir, 2023) ve “agora” (Club Atlantis Resort, İzmir, 2024). “teoria” adlı bir fotoğraf/şiir kitabı Bağlam Yayınları’ndan (2022), “Bergama konuşmaları” adlı kitabı Duvar Yayınları’ndan (2025) yayınlandı.
eposta: mleventk2@gmail.com
websitesi: www.leventkuey.com / instagram: @leventkuey
youtube: //www.youtube.com/@leventkuey8393/">https://www.youtube.com/@leventkuey8393/
kitaplar: https://www.baglam.com/home/book/teoria
https://www.duvaryayinlari.com/urun/kitaplar/bergama-konusmalari
yazılar: https://www.ifsakblog.org/author/levent-kuey/
"EMDR’ ye giriş kursu", Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar
EMDR’ye Giriş Kursu Alişan Burak Yaşar İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ÖZET: Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (Eye Movement Desensitization and Reprocessing, EMDR) terapisi, 1980’lerin sonunda Francine Shapiro tarafından geliştirilen ve bugün Dünya Sağlık Örgütü ile NICE başta olmak üzere uluslararası kılavuzlarda travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) tedavisinde önerilen yapılandırılmış bir psikoterapi yöntemidir. Yöntemin kuramsal çerçevesini oluşturan Uyarlanmış Bilgi İşleme modeline göre, yüksek stres altında yeterince işlenemeyen yaşantılar kaydedildikleri andaki görüntü, duygu, beden duyumu ve olumsuz inançla birlikte depolanır; güncel belirtiler bu işlenmemiş anı ağlarının tetiklenmesiyle ortaya çıkar. Tedavi, öykü alma ve planlama, hazırlık, değerlendirme, duyarsızlaştırma, yerleştirme, beden taraması, kapanış ve yeniden değerlendirme olmak üzere sekiz aşamalı standart protokol ile geçmiş anılar, güncel tetikleyiciler ve gelecek şablonunu kapsayan üç yönlü tedavi planı üzerinden yürütülür. Çift dikkat uyaranının etki mekanizması tartışmalı olmakla birlikte, göz hareketlerinin çalışma belleğini yükleyerek anının canlılığını ve duygusal yükünü azalttığını gösteren deneysel bulgular çalışma belleği hipotezini desteklemektedir. 90 çalışma ve 6560 katılımcıyı kapsayan ağ meta-analizinde EMDR ve travma odaklı bilişsel davranışçı terapi, TSSB belirtilerini azaltma ve remisyon sağlamada en etkili yaklaşımlar olarak öne çıkmış; iki yöntem arasında belirti düzeyinde anlamlı fark gösterilmemiştir. TSSB dışında depresyon, kaygı bozuklukları, ağrı ve obsesif-kompulsif bozukluk gibi alanlarda 90 makalelik bir alanyazın birikmiş olmakla birlikte bu alanlardaki kanıt henüz TSSB düzeyinde değildir. Türkiye’den çıkan randomize kontrollü çalışmalar, EMDR Flash Tekniği ve çevrim içi EMDR 2.0 grup protokolünün travmatik stres, depresyon ve kaygı belirtileri üzerindeki etkisini göstererek bu birikime katkı sunmuştur. Bu giriş kursu, EMDR’yi tanımayan ya da hastasını yönlendirmeyi düşünen psikiyatri uzman ve asistanlarına yöneliktir ve uygulama yetkisi vermez. Kursta Uyarlanmış Bilgi İşleme modeli ve anı ağı kavramı, sekiz aşamalı standart protokol ve üç yönlü tedavi planı, TSSB ve TSSB dışı alanlar için kanıt düzeyi, hasta seçimi ve güvenlik ilkeleri (stabilizasyon, disosiyasyon taraması, bilgilendirilmiş onam, seans içi taşma yönetimi) ele alınacak; kimliksizleştirilmiş öğretim olguları üzerinden uygunluk kararı, hedef listesi oluşturma ve stabilizasyon sırası tartışılacaktır.
KAYNAKLAR: Mavranezouli, I., Megnin-Viggars, O., Daly, C., Dias, S., Welton, N. J., Stockton, S., Bhutani, G., Grey, N., Leach, J., Greenberg, N., Katona, C., El-Leithy, S., & Pilling, S. (2020). Psychological treatments for post-traumatic stress disorder in adults: A network meta-analysis. Psychological Medicine, 50(4), 542–555. https://doi.org/10.1017/S0033291720000070
Scelles, C., & Bulnes, L. C. (2021). EMDR as treatment option for conditions other than PTSD: A systematic review. Frontiers in Psychology, 12, 644369. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2021.644369
Shapiro, F. (2018). Eye movement desensitization and reprocessing (EMDR) therapy: Basic principles, protocols, and procedures (3rd ed.). Guilford Press.
van den Hout, M. A., Engelhard, I. M., Beetsma, D., Slofstra, C., Hornsveld, H., Houtveen, J., & Leer, A. (2011). EMDR and mindfulness. Eye movements and attentional breathing tax working memory and reduce vividness and emotionality of aversive ideation. Journal of Behavior Therapy and Experimental Psychiatry, 42(4), 423–431. https://doi.org/10.1016/j.jbtep.2011.03.004
Yaşar, A. B., Konuk, E., Kavakçı, Ö., Uygun, E., Gündoğmuş, İ., Taygar, A. S., & Uludağ, E. (2022). A randomized-controlled trial of EMDR flash technique on traumatic symptoms, depression, anxiety, stress, and life of quality with individuals who have experienced a traffic accident. Frontiers in Psychology, 13, 845481. https://doi.org/10.3389/fpsyg.2022.845481 Anahtar Kelimeler: EMDR, uyarlanmış bilgi işleme, travma sonrası stres bozukluğu, psikoterapi eğitimi, hasta seçimi
Özgeçmiş
Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar, tıp eğitimini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (2013), psikiyatri uzmanlığını SBÜ İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (2018) tamamladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzman hekim olarak çalıştıktan sonra akademik kariyerine üniversitede devam etti; hâlen İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesidir ve İstanbul Bağdat Caddesi’ndeki muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir. 2016’dan bu yana sertifikalı EMDR terapistidir; EMDR Türkiye Derneği’nde eğitim koordinatörlüğü yapmış, hâlen Türkiye Psikiyatri Derneği EMDR Çalışma Birimi koordinatörlüğünü yürütmektedir. Dr. Derek Farrell ile obsesif-kompulsif bozuklukta EMDR, Dr. Paul Miller ile psikozda EMDR ve A. J. Popky ile bağımlılıkta EMDR (DeTUR) ileri eğitimlerini almıştır. Bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, psikodinamik terapi ve kabul-kararlılık terapisi eğitimleri de bulunmaktadır. Araştırmaları EMDR’nin travma sonrası stres bozukluğu ve TSSB dışı alanlardaki etkinliği üzerine yoğunlaşmakta; EMDR Flash Tekniği, EMDR 2.0 ve grup protokolleri üzerine yürüttüğü randomize kontrollü çalışmaları Frontiers in Psychology, Frontiers in Psychiatry, Journal of EMDR Practice and Research ve Current Psychology gibi dergilerde yayımlanmıştır. Otuza yakın hakemli makalesi, çok sayıda kitabı ve kitap bölümü vardır (Google Akademik: 971 atıf, h=11). Turkish Journal of Traumatic Stress editör kurulu üyesidir.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk Etiyolojisinde Travmatik Stres ve Tedavisinde Ruhsal Travma Odaklı Psikoterapi Uygulamaları Alişan Burak Yaşar İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ÖZET: Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) etiyolojisi uzun yıllardır kortiko-striato-talamo-kortikal devre işlev bozukluğu, serotonerjik ve glutamaterjik düzensizlik ve kalıtım üzerinden açıklanmakta; serotonin geri alım inhibitörleri ile maruz bırakma ve tepki önleme (MBTÖ) birinci basamak tedavi olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte, yeterli doz ve sürede uygulanan tedaviye kısmi yanıt veren ya da erken nüks eden bir hasta alt grubunda travmatik stresin rolü giderek daha fazla araştırılmaktadır. OKB tanılı 5603 bireyi kapsayan 22 çalışmalık güncel bir sistematik derleme, bu hastalarda çocukluk çağı travmasının sık olduğunu; duygusal istismar ve ihmalin daha yüksek Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği puanları ve dini, cinsel ve agresif obsesyonların artmış sıklığıyla ilişkili olduğunu; travma öyküsünün tedaviye dirençli olgularda daha belirgin olduğunu bildirmiştir. Meta-analitik veriler çocukluk çağı örselenmesi ile belirti şiddeti arasındaki ilişkinin anlamlı ancak küçük büyüklükte olduğunu (r = 0,10) göstermektedir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) eş tanısı OKB olgularının yaklaşık dörtte birinde görülmekte; yoğun MBTÖ programlarında TSSB eş tanılı hastalar genel şiddette benzer bir iyileşme eğrisi çizmekle birlikte daha uzun tedavi gerektirmekte ve kabul edilemez düşünceler ile simetri boyutlarında daha zayıf yanıt vermektedir. OKB hastalarının büyük çoğunluğunun zorlayıcı zihinsel imgeler bildirdiği ve bu imgelerin %70–79’unun olumsuz ya da travmatik yaşantılarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Türkiye’den güncel çalışmalar, çocukluk çağı travması ile OKB belirti şiddeti arasındaki ilişkinin disosiyatif yaşantılar ve dünyaya ilişkin varsayımlar üzerinden paralel yollarla taşındığına ve zihinsel kirlenmenin (mental contamination) çocukluk çağı travması ve aleksitimi ile bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Tedavi tarafında Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapisini OKB’de sınayan iki randomize kontrollü çalışma bulunmaktadır: EMDR’nin MBTÖ temelli bilişsel davranışçı terapi ile karşılaştırıldığı fizibilite çalışmasında tedaviyi tamamlama ve klinik sonuç açısından fark saptanmamış; sitalopram ile karşılaştırıldığı çalışmada EMDR lehine anlamlı düzelme bildirilmiştir. OKB’ye özgü geliştirilen bir EMDR protokolünün 240 katılımcılı randomize kontrollü çalışması ülkemizde sürmektedir. Mevcut kanıtlar, travma odaklı psikoterapinin OKB’de birinci basamak tedavinin yerini almadığını; ancak travma yükü belirgin, TSSB eş tanılı ya da MBTÖ’ye yanıtsız alt grupta, stabilizasyon ve hedef seçimi ilkeleri gözetilerek MBTÖ’yü tamamlayıcı bir bileşen olarak değerlendirilebileceğini düşündürmektedir. Bu konuşmada OKB ile travmatik stres arasındaki ilişkinin epidemiyolojik ve mekanistik kanıtları, travma yükü taşıyan hastayı klinikte tanımaya yönelik pratik ölçütler ve travma odaklı psikoterapinin OKB tedavisine eklemlenmesine ilişkin güncel veriler sınırlılıklarıyla birlikte ele alınacaktır.
KAYNAKLAR:
Baldini, V., Gnazzo, M., Varallo, G., De Ronchi, D., & Fiorillo, A. (2025). Exploring the impact of childhood trauma on obsessive-compulsive disorder: A systematic review focused on adult populations. International Journal of Social Psychiatry, 71(6), 1004–1013. https://doi.org/10.1177/00207640251339510
Pinciotti, C. M., Van Kirk, N., Horvath, G., Storch, E. A., Mancebo, M. C., Abramowitz, J. S., Fontenelle, L. F., Goodman, W. K., Riemann, B. C., & Cervin, M. (2024). Co-occurring PTSD in intensive OCD treatment: Impact on treatment trajectory vs. response. Journal of Affective Disorders, 353, 109–116. https://doi.org/10.1016/j.jad.2024.03.004
Marsden, Z., Lovell, K., Blore, D., Ali, S., & Delgadillo, J. (2018). A randomized controlled trial comparing EMDR and CBT for obsessive-compulsive disorder. Clinical Psychology & Psychotherapy, 25(1), e10–e18. https://doi.org/10.1002/cpp.2120
Sapancı, A., & Özmeydan, Z. (2026). The mediating role of dissociation and world assumptions in the relationship between childhood trauma and obsessive–compulsive disorder. Current Psychology, 45(15). https://doi.org/10.1007/s12144-026-09850-8
Zenoni, M., Badaoui, A., Brewin, C. R., Milton, A. L., Archer, S., Bloomfield, M. A., & Bisby, J. A. (2026). Mental imagery and its role in the psychopathology and treatment of obsessive-compulsive disorder: A systematic review and narrative synthesis. Journal of Anxiety Disorders, 122, 103206. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2026.103206 Anahtar Kelimeler: obsesif-kompulsif bozukluk, çocukluk çağı travması, travma sonrası stres bozukluğu, EMDR, zihinsel kirlenme
Özgeçmiş
Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar, tıp eğitimini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (2013), psikiyatri uzmanlığını SBÜ İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (2018) tamamladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzman hekim olarak çalıştıktan sonra akademik kariyerine üniversitede devam etti; hâlen İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesidir ve İstanbul Bağdat Caddesi’ndeki muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir. 2016’dan bu yana sertifikalı EMDR terapistidir; EMDR Türkiye Derneği’nde eğitim koordinatörlüğü yapmış, hâlen Türkiye Psikiyatri Derneği EMDR Çalışma Birimi koordinatörlüğünü yürütmektedir. Dr. Derek Farrell ile obsesif-kompulsif bozuklukta EMDR, Dr. Paul Miller ile psikozda EMDR ve A. J. Popky ile bağımlılıkta EMDR (DeTUR) ileri eğitimlerini almıştır. Bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, psikodinamik terapi ve kabul-kararlılık terapisi eğitimleri de bulunmaktadır. Araştırmaları EMDR’nin travma sonrası stres bozukluğu ve TSSB dışı alanlardaki etkinliği üzerine yoğunlaşmakta; EMDR Flash Tekniği, EMDR 2.0 ve grup protokolleri üzerine yürüttüğü randomize kontrollü çalışmaları Frontiers in Psychology, Frontiers in Psychiatry, Journal of EMDR Practice and Research ve Current Psychology gibi dergilerde yayımlanmıştır. Otuza yakın hakemli makalesi, çok sayıda kitabı ve kitap bölümü vardır (Google Akademik: 971 atıf, h=11). Turkish Journal of Traumatic Stress editör kurulu üyesidir.

Obsesif-Kompulsif Bozukluk Etiyolojisinde Travmatik Stres ve Tedavisinde Ruhsal Travma Odaklı Psikoterapi Uygulamaları Alişan Burak Yaşar İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ÖZET: Obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) etiyolojisi uzun yıllardır kortiko-striato-talamo-kortikal devre işlev bozukluğu, serotonerjik ve glutamaterjik düzensizlik ve kalıtım üzerinden açıklanmakta; serotonin geri alım inhibitörleri ile maruz bırakma ve tepki önleme (MBTÖ) birinci basamak tedavi olmayı sürdürmektedir. Bununla birlikte, yeterli doz ve sürede uygulanan tedaviye kısmi yanıt veren ya da erken nüks eden bir hasta alt grubunda travmatik stresin rolü giderek daha fazla araştırılmaktadır. OKB tanılı 5603 bireyi kapsayan 22 çalışmalık güncel bir sistematik derleme, bu hastalarda çocukluk çağı travmasının sık olduğunu; duygusal istismar ve ihmalin daha yüksek Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği puanları ve dini, cinsel ve agresif obsesyonların artmış sıklığıyla ilişkili olduğunu; travma öyküsünün tedaviye dirençli olgularda daha belirgin olduğunu bildirmiştir. Meta-analitik veriler çocukluk çağı örselenmesi ile belirti şiddeti arasındaki ilişkinin anlamlı ancak küçük büyüklükte olduğunu (r = 0,10) göstermektedir. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) eş tanısı OKB olgularının yaklaşık dörtte birinde görülmekte; yoğun MBTÖ programlarında TSSB eş tanılı hastalar genel şiddette benzer bir iyileşme eğrisi çizmekle birlikte daha uzun tedavi gerektirmekte ve kabul edilemez düşünceler ile simetri boyutlarında daha zayıf yanıt vermektedir. OKB hastalarının büyük çoğunluğunun zorlayıcı zihinsel imgeler bildirdiği ve bu imgelerin %70–79’unun olumsuz ya da travmatik yaşantılarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Türkiye’den güncel çalışmalar, çocukluk çağı travması ile OKB belirti şiddeti arasındaki ilişkinin disosiyatif yaşantılar ve dünyaya ilişkin varsayımlar üzerinden paralel yollarla taşındığına ve zihinsel kirlenmenin (mental contamination) çocukluk çağı travması ve aleksitimi ile bağlantılı olduğuna işaret etmektedir. Tedavi tarafında Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) terapisini OKB’de sınayan iki randomize kontrollü çalışma bulunmaktadır: EMDR’nin MBTÖ temelli bilişsel davranışçı terapi ile karşılaştırıldığı fizibilite çalışmasında tedaviyi tamamlama ve klinik sonuç açısından fark saptanmamış; sitalopram ile karşılaştırıldığı çalışmada EMDR lehine anlamlı düzelme bildirilmiştir. OKB’ye özgü geliştirilen bir EMDR protokolünün 240 katılımcılı randomize kontrollü çalışması ülkemizde sürmektedir. Mevcut kanıtlar, travma odaklı psikoterapinin OKB’de birinci basamak tedavinin yerini almadığını; ancak travma yükü belirgin, TSSB eş tanılı ya da MBTÖ’ye yanıtsız alt grupta, stabilizasyon ve hedef seçimi ilkeleri gözetilerek MBTÖ’yü tamamlayıcı bir bileşen olarak değerlendirilebileceğini düşündürmektedir. Bu konuşmada OKB ile travmatik stres arasındaki ilişkinin epidemiyolojik ve mekanistik kanıtları, travma yükü taşıyan hastayı klinikte tanımaya yönelik pratik ölçütler ve travma odaklı psikoterapinin OKB tedavisine eklemlenmesine ilişkin güncel veriler sınırlılıklarıyla birlikte ele alınacaktır. KAYNAKLAR: Baldini, V., Gnazzo, M., Varallo, G., De Ronchi, D., & Fiorillo, A. (2025). Exploring the impact of childhood trauma on obsessive-compulsive disorder: A systematic review focused on adult populations. International Journal of Social Psychiatry, 71(6), 1004–1013. https://doi.org/10.1177/00207640251339510 Pinciotti, C. M., Van Kirk, N., Horvath, G., Storch, E. A., Mancebo, M. C., Abramowitz, J. S., Fontenelle, L. F., Goodman, W. K., Riemann, B. C., & Cervin, M. (2024). Co-occurring PTSD in intensive OCD treatment: Impact on treatment trajectory vs. response. Journal of Affective Disorders, 353, 109–116. https://doi.org/10.1016/j.jad.2024.03.004 Marsden, Z., Lovell, K., Blore, D., Ali, S., & Delgadillo, J. (2018). A randomized controlled trial comparing EMDR and CBT for obsessive-compulsive disorder. Clinical Psychology & Psychotherapy, 25(1), e10–e18. https://doi.org/10.1002/cpp.2120 Sapancı, A., & Özmeydan, Z. (2026). The mediating role of dissociation and world assumptions in the relationship between childhood trauma and obsessive–compulsive disorder. Current Psychology, 45(15). https://doi.org/10.1007/s12144-026-09850-8 Zenoni, M., Badaoui, A., Brewin, C. R., Milton, A. L., Archer, S., Bloomfield, M. A., & Bisby, J. A. (2026). Mental imagery and its role in the psychopathology and treatment of obsessive-compulsive disorder: A systematic review and narrative synthesis. Journal of Anxiety Disorders, 122, 103206. https://doi.org/10.1016/j.janxdis.2026.103206 Anahtar Kelimeler: obsesif-kompulsif bozukluk, çocukluk çağı travması, travma sonrası stres bozukluğu, EMDR, zihinsel kirlenme
Özgeçmiş
Doç. Dr. Alişan Burak Yaşar, tıp eğitimini Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (2013), psikiyatri uzmanlığını SBÜ İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (2018) tamamladı. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzman hekim olarak çalıştıktan sonra akademik kariyerine üniversitede devam etti; hâlen İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesidir ve İstanbul Bağdat Caddesi’ndeki muayenehanesinde çalışmalarını sürdürmektedir. 2016’dan bu yana sertifikalı EMDR terapistidir; EMDR Türkiye Derneği’nde eğitim koordinatörlüğü yapmış, hâlen Türkiye Psikiyatri Derneği EMDR Çalışma Birimi koordinatörlüğünü yürütmektedir. Dr. Derek Farrell ile obsesif-kompulsif bozuklukta EMDR, Dr. Paul Miller ile psikozda EMDR ve A. J. Popky ile bağımlılıkta EMDR (DeTUR) ileri eğitimlerini almıştır. Bilişsel davranışçı terapi, şema terapi, psikodinamik terapi ve kabul-kararlılık terapisi eğitimleri de bulunmaktadır. Araştırmaları EMDR’nin travma sonrası stres bozukluğu ve TSSB dışı alanlardaki etkinliği üzerine yoğunlaşmakta; EMDR Flash Tekniği, EMDR 2.0 ve grup protokolleri üzerine yürüttüğü randomize kontrollü çalışmaları Frontiers in Psychology, Frontiers in Psychiatry, Journal of EMDR Practice and Research ve Current Psychology gibi dergilerde yayımlanmıştır. Otuza yakın hakemli makalesi, çok sayıda kitabı ve kitap bölümü vardır (Google Akademik: 971 atıf, h=11). Turkish Journal of Traumatic Stress editör kurulu üyesidir.
"İntihar riski saptanan hastada ne yapmalıyız?", Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal
İntihar riski saptanan bir hastanın yönetimi, yalnızca risk düzeyinin belirlenmesine değil, hastanın güvenliğinin sağlanması, intihar davranışını ortaya çıkaran ve sürdüren etkenlerin anlaşılması ve kişiye özgü bir müdahale planının oluşturulmasına dayanır. İntihar riskinin dinamik ve zaman içinde değişken olması, klinik yönetimin tek seferlik bir risk sınıflandırmasından ziyade süreklilik gösteren bir değerlendirme ve müdahale süreci olarak ele alınmasını gerektirir.
Bu sunumda, intihar düşüncesi veya davranışı bulunan hastaya klinik yaklaşım; akut güvenliğin sağlanması, intihar düşüncesi ve planının ayrıntılı değerlendirilmesi, önceki intihar girişimleri ve diğer risk etkenlerinin yanı sıra koruyucu etkenlerin belirlenmesi, psikiyatrik ve tıbbi eş tanıların değerlendirilmesi ve uygun tedavi ortamına karar verilmesi başlıkları altında ele alınacaktır. Hastaneye yatış gerektiren durumlar ile ayaktan izlenebilecek hastaların ayrımında klinik karar verme süreci tartışılacaktır.
İntiharı önlemeye yönelik güncel yaklaşımın önemli bileşenlerinden olan güvenlik planlaması, ölümcül araçlara erişimin azaltılması, aile ve sosyal destek sistemlerinin sürece dahil edilmesi, kanıta dayalı farmakolojik ve psikososyal müdahaleler ile taburculuk sonrası yakın izlem üzerinde özellikle durulacaktır. Ayrıca “intihar etmeme sözleşmesi” gibi etkinliği gösterilmemiş uygulamalar yerine yapılandırılmış güvenlik planlarının tercih edilmesinin önemi vurgulanacaktır.
Son olarak, intihar girişimi veya akut intihar krizi sonrasında özellikle yüksek risk taşıyan dönemde bakım sürekliliğinin sağlanması, erken ve aktif takip, sağlık hizmetleri arasındaki geçişlerin güvenli biçimde gerçekleştirilmesi ve hasta ile temasın sürdürülmesi ele alınacaktır. Amaç, intihar riski saptanan hastaya yaklaşımı güvenlik, tedavi, bağlantı ve süreklilik temelinde uygulanabilir bir klinik yönetim çerçevesi sunmaktır.
Özgeçmiş
Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal
Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesidir. İntihar davranışı, kriz müdahalesi ve ruh sağlığını koruma alanlarında akademik ve mesleki çalışmalar yürütmektedir. Türkiye Psikiyatri Derneği Krize Müdahale ve İntiharı Önleme Çalışma Birimi Koordinatörlüğü görevini üstlenmiştir. İntihar alanında temel başvuru kitapları ve kılavuzlarda bölüm yazarlığı ve editörlük yapmıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatristlerin Ruh Sağlığını Destekleme Projesi koordinatörleri arasında yer almakta, ayrıca Isparta İl İntiharı Önleme Komisyonu üyesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca ilgi alanları; intihar davranışı ve intiharı önleme, kriz müdahalesi, erken yaşam stresi, çift ve aile terapileri, cinsel terapiler, psikodinamik psikoterapi ve hekim ruh sağlığıdır.
"Çocuk ve ergenlerde psikotik bozukluklar: Belirsizlik ve zor olgular", Prof. Dr. Selma Tural Hesapçıoğlu
Çocuk ve ergenlerde psikotik bozukluklar, klinik görünümün gelişimsel özelliklerden etkilenmesi ve belirtilerin birçok psikiyatrik ve nörogelişimsel durumla örtüşebilmesi nedeniyle tanısal belirsizliğin en belirgin olduğu alanlardan biridir. Psikotik benzeri yaşantılar sağlıklı çocuk ve ergenlerde de görülebilirken; travma ile ilişkili belirtiler, dissosiyasyon, duygudurum bozuklukları, nörogelişimsel bozukluklar ve madde kullanımı da psikotik belirtileri taklit edebilir veya tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle temel klinik güçlük, bir psikotik belirtinin varlığını saptamaktan çok, bu belirtinin gelişimsel bağlamını, sürekliliğini, işlevsellik üzerindeki etkisini ve zaman içerisindeki seyrini doğru değerlendirmektir.
Belirsizlik özellikle ilk psikotik atak, kısa süreli veya atipik belirtiler ve birden fazla komorbiditenin bulunduğu olgularda artmaktadır. “Zor olgu” kavramı ise yalnızca tedaviye dirençle sınırlı değildir; tanının netleşmemesi, hızlı değişen klinik tablo, belirgin işlev kaybı, kendine veya başkasına zarar verme riski, tedavi uyumsuzluğu, madde kullanımı ve karmaşık ailesel ya da çevresel etkenler de klinik yönetimi güçleştirebilir.
Bu olgularda yaklaşım, erken dönemde kesin bir tanısal etikete ulaşmaya çalışmaktan çok boylamsal değerlendirme, ayrıntılı ayırıcı tanı, çoklu bilgi kaynaklarının kullanılması, risk değerlendirmesinin tekrarlanması ve tedavi yanıtının izlenmesine dayanmalıdır. Çocuk ve ergen psikozlarında klinisyenlerin, belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışmaktansa, belirsizlik devam ederken güvenli ve etkili klinik karar verebilme becerisi olgu yönetiminde ön plana çıkar.
Özgeçmiş; Prof. Dr. Selma TURAL HESAPÇIOĞLU
Ankara Yıldırım Beyazıt üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Selma TURAL HESAPÇIOĞLU, yaklaşık 22 yıldan bu yana çocuk ergen ruh sağlığı ve hastalıkları alanında çalışmaktadır. Bu konuda 100’den fazla yayımlanmış bilimsel araştırma makalesi ve kitap bölümleri bulunmaktadır.
Bunun yanında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim Araştırma Hastanesi Kurum Eğitim Sorumlusu ve Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Eğitim Sorumlusudur. Ayrıca Ankara Çocuk İzlem Merkezinde Sorumlu Hekimi olarak görev yapmaktadır. Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanlığı yanında Biyoistatistik bilim uzmanlığını da tamamlamıştır.
Uzun yıllar başkent Ankara’da tek yataklı çocuk psikiyatri kliniğinin klinik şefi olarak görev yapmıştır. Psikoterapi eğitimini Avrupa Bilişsel Davranışçı Tedaviler Derneğinden almış, cinsel istismara uğramış çocuklarda “yoğunlaştırılmış, yatış temelli travma odaklı bilişsel davranışçı terapi” protokolünü geliştirmiştir. Halen klinik ve idari görevlerinin yanında Yüksek Öğrenim Kurulu (YÖK) Engelli Öğrenci Komisyonu Üyeliği, Sağlık Bakanlığı Çocuk İzlem Akademik Danışma Kurulu Üyeliği, Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma Sistemi (TUKMOS) üyeliği, Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Yataklı Servisler Komisyonu başkanlığı görevlerini yürütmektedir.
"Dijital çağda kontrol kaybı: Kompulsif cinsel davranış ve problemli telefon kullanımın ortak anatomisi", Doç. Dr. Umut Kırlı
Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü
Bu konuşmada, kompulsif cinsel davranış bozukluğunun çekirdek belirtilerinin ve bu bozuklukla problemli cep telefonu kullanımı arasındaki köprü belirtiler incelenecektir. Bu bozukluklar toplumda yaygın olmasına ve önemli işlevsellik kaybına neden olmasına rağmen , bu bozukluklar için yardım arama davranışı azdır. Çevrimiçi kendine yardım gruplarına üye, 18 yaş üzeri 407 katılımcıdan elde edilen bulgular bu konuşmada sunulacaktır. Katılımcıların %86,2'si erkek, yaş ortalaması 23,77 olup büyük çoğunluğu bekar (%90,4) ve çocuksuzdur (%94,6). Cinsel kompulsiyon puanları erkeklerde ve bekarlarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş (sırasıyla p<0,001; p=0,040), cep telefonu problemli kullanım puanlarında ise demografik değişkenlere göre anlamlı fark saptanmamıştır. Cinsel kompulsiyon ile problemli cep telefonu kullanımı arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir (r=0,281; p<0,001). Ağ analizinde EBICglasso yöntemi kullanılmış, beklenen etki merkeziliği en yüksek düğümün “Cinsel düşünce ve hislerim, kontrolümü ele geçirir” maddesi (CKO_7) olduğu; en güçlü köprü bağlantının ise “Cinsel davranışlarımdan dolayı söz ve sorumluluklarımı yerine getiremiyorum” (CKO_4) ile “Cep telefonu ile çok meşgul olduğum için yapılması gerekenleri unuttuğum zamanlar olmuştur” (CTPKO_20) maddeleri arasında olduğu görülmüştür. Ağ Karşılaştırma Testi'nde cinsiyet ve medeni duruma göre ağ yapısında anlamlı fark bulunmamıştır. Bulgular, bu bozuklukların kompulsif doğaları yanında bağımlılık spektrumu bozukluklarına daha yakın olduğunu; kontrol kaybı deneyimini hedefleyen (mindfulness, urge surfing) ve işlevsel bozukluğa yönelik (dijital temizlik, erişim kontrolü) müdahalelerin her iki sorunlu davranış için de klinik olarak faydalı olabileceğine işaret etmektedir.
Anahtar Kelimeler: kompulsif cinsel davranış bozukluğu, cinsel bağımlılık, cep telefonu bağımlılığı, ağ analizi
Özgeçmiş
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 2010’da bitirdi. Uzmanlık eğitimini aynı Fakültenin Psikiyatri AD’de 2015’de tamamladı. 2019-2021 yılları arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD’de öğretim üyesi oldu. Maastricht Üniversitesi Akıl Sağlığı ve Sinirbilim Okulu’nda 2020 yılında doktora derecesini, 2022 yılında doçentlik unvanını aldı. Halen Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesi. Başlıca çalışma alanları alkol madde kullanım bozuklukları ve davranışsal bağımlılıklar, gelişimsel psikopatoloji ve psikoz epidemiyolojisidir.
"Çocukluk ve ergenlik döneminde sosyal beceriler nasıl desteklenir?", Prof. Dr. Sezen Köse
Otizm spektrum bozukluğu (OSB), sosyal-iletişim becerilerinin yetersizliği ve takıntılı ilgi, tekrarlayıcı davranışlar ve duyusal işlemleme farklılıkları ile kendini gösteren nöro-gelişimsel bir durumdur. Otizm spektrumunda sosyal etkileşim ve iletişim becerilerindeki zorluklar erken yaşlardan itibaren kendini gösterir ve normal düzeyde bir zihinsel beceriye rağmen bile uzun vadede zorluklara yol açabilmektedir. Her bir gelişim dönemi/düzeyine özgü de farklı güçlükler yaşanmaktadır.
Otizm spektrumundaki bireylerde sosyal becerilerin desteklenmesi, okul öncesi dönemden yetişkinliğe kadar bireyin yaşına, gelişimsel ihtiyaçlarına ve değişen sosyal çevrelerine göre yapılandırılmış, sürekli- dinamik bir süreçtir. Erken çocuklukta temel iletişim ve oyunla başlayan bu süreç, ergenlikle beraber karmaşıklaşan akran ilişkileri ve arkadaşlık kurma dinamikleri üzerine odaklanır. Okul öncesi dönemde otizmli bireylerde ortak dikkat çalışmaları, uygulamalı davranış analizi (UDA), yapılandırılmış oyun teknikleri ve görsel sistemlerle temel iletişim ve oyun becerilerinin temelleri atılır. Okul çağında ve ergenlikte, akran aracılı müdahaleler, sosyal hikayeler, sosyal beceri grupları ve rol oynama yöntemleriyle arkadaşlık ilişkileri ile soyut sosyal kurallar geliştirilir. Zihin Kuramı ve Bakış Açısı Geliştirme, Mizah ve Mecaz Anlatımları Yorumlama ve Öz-Yönetim/ Öz-İzleme gibi ergenlerin diğerlerinin duygu, düşünce ve niyetlerini anlaması, kendi sergiledikleri sosyal davranışları değerlendirmesi ve dürtülerini kontrol etmesi için stratejiler geliştirilir. Otizmde iletişim, sosyalleşme, uyum ve bilişsel işlevleri iyileştirmede etkili olduğu kanıtlanmış davranışsal modeller UDA prensiplerine dayanmaktadır. Yapılandırılmış veya yapılandırılmamış oyun tekniklerini kullanan ve bireysel ve grup formatlarını içeren (ör. CCPT, IBSPT, SIBPT, JASPER-EMT) müdahale yaklaşımları da hem sosyal becerilerde hem de oyun becerilerinde önemli iyileşmelerle ilişkili bulunmuştur. Grup temelli oyun müdahalelerinin empati, sosyal farkındalık ve sosyal uyum gibi yetenekleri geliştirdiği gösterilmiştir. Bunlara ek olarak çocuk ve gençlerin işlevsellik düzeyine göre yapılandırılmış zihin kuramı eğitim programlarının da sosyal becerilerin altında yatan sosyal-bilişsel süreçlere odaklanarak diğerlerinin duygu, niyet ve bakış açılarını anlama ve fikir üretebilme becerilerinde kazanımlar sağladığı bildirilmiş ve kanıta dayalı eğitsel müdahaleler arasında yerini almıştır.
İşlevsellik düzeyi daha iyi olan OSB’li bireyler için sosyal öğrenme teorisine dayalı olarak yeni becerilerin öğretilmesine yönelik bir dizi davranışsal stratejiyi kapsayan grup temelli müdahaleler olan sosyal beceri eğitimi programları, bireyin sosyal yeterliliğini geliştirmeyi amaçlar. Hedef belirleme, rol modelleme, davranışsal prova, olumlu pekiştirme, düzeltici geri bildirim ve gerçek dünya işleyişine genellemeyi teşvik etmek için ev ödevlerini içermektedir. Yapılan meta-analiz ve gözden geçirme çalışmalarında, bu amaçlara yönelik geliştirilmiş eğitim programlarının etkili olduğu, ebeveyn gruplarını içeren ve daha uzun süreli ve yoğun olan grup eğitimlerinin etki boyutlarının daha büyük olduğu bildirilmektedir. PEERS, KONTAKT, SOSTA, START gibi programlar manuelleştirilmiş protokoller kullanan otistik ergenlerle yürütülmüş grup aracılı sosyal beceri eğitimlerinden bazılardır. PEERS programının okul öncesi, ergenlik, genç yetişkinlik dönemlerine uyarlanmış programları mevcuttur.
Bahsedilen müdahalelerin etkinlikleri kanıtlanmış olmasına rağmen, klinik ortamlarda yapılan araştırmalar, bu tedavilerin tüm çocuklar için eşit derecede etkili olmadığını ve müdahaleye verilen yanıtta bireysel düzeyde yüksek bir heterojenlik olduğunu bildirmektedir. Bozukluğun ve tedavinin dinamik doğası göz önüne alındığında, kim için, neden ve ne zaman neyin işe yaradığını açıklamakta çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle uygulayıcıların her çocuğun güçlü ve zayıf yönlerine ve bu bireysel özelliklerin tedavinin özellikleriyle nasıl iç içe geçtiğine odaklanması gerektiği savunulmaktadır. “Marka adına” göre müdahale seçmek yerine, çocuğun özellikleriyle her bir tedavinin kanıta dayalı “bileşenleri” arasında en iyi uyumu sağlamak için daha kişiselleştirilmiş bir yaklaşım gerektiği belirtilmektedir. Bu sunumda sosyal becerilerin altında yatan mekanizmalardan ve destekleyici müdahalelerden bahsedilecektir.
Kaynaklar:
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Sezen KÖSE / Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı’nda uzmanlık tezini ‘Otizmli olguların ebeveynlerinin nöropsikolojik ve sosyal bilişsel profili’ alanında tamamlamış, 2006 yılında uzman, 2014 yılında doçent, 2024 yılında profesör ünvanını almıştır. Otizm alanında; sosyal bilişsel yetersizlikler, erken tanı, klinik belirtiler, eşlik eden psikiyatrik tablolar, ergenlik ve erişkinlik dönem özellikleri ve sosyal becerilerin geliştirilmesine yönelik müdahale programları özel ilgi alanlarıdır. Otizm spektrumu ve sosyal bilişsel beceriler alanlarında yayımlanmış uluslararası ve ulusal 50’nin üzerinde bilimsel makale, danışmanlığını tamamladığı 17 tıpta uzmanlık/yüksek lisans/doktora tezi bulunmaktadır. “Sosyal Beceri” kitabının yazarlarındandır. OSB tanılı ergenlerin sosyal becerilerini ve arkadaşlık ilişkilerini güçlendirme amacıyla geliştirilen KONTAKT (Social skills group training for children and adolescents with autism spectrum disorder) ve PEERS (Program for the Education and Enrichment of Relational Skills-UCLA) eğitimlerini tamamlamış, PEERS programın Türkçe uyarlamasının etkililiğinin incelendiği projede (TÜBİTAK 1001) araştırmacı olarak yer almıştır.
Halen aynı kurumda “Gelişimsel Yetersizlikler ve Otizm İzlem Birimi” sorumlu öğretim üyesi olarak hastaların izlemini, asistan hekimlerin eğitimini ve bilimsel araştırmalarını sürdürmektedir.
Atölye: "PEERS programı: Otizm spektrumundaki ergenlerin sosyal beceri gelişiminde yapılandırılmış bir müdahale yaklaşımı", Prof. Dr. Sezen Köse
Otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı olgularda sosyal etkileşim ve iletişim becerilerindeki zorluklar erken yaşlardan itibaren kendini göstermekte ve normal düzeyde bir zihinsel işlevselliğe rağmen uzun vadede duygusal-davranışsal belirtiler, akran sorunları, akademik zorluklar ve psikopatoloji ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle sosyal becerilerin, gelişimsel dönemlerin düzeyi ve ihtiyaçları doğrultusunda kazanımına ve en erken dönemde geliştirilmesine yönelik uygulamalar büyük önem taşımaktadır. Yeni becerilerin öğretilmesine yönelik bir dizi davranışsal stratejiyi kapsayan, hedef belirleme, rol modelleme, davranışsal prova, olumlu pekiştirme, düzeltici geri bildirim ve ev ödevlerini içeren, grup bazlı bir sosyal beceri eğitimi olan PEERS programı birçok dile çevrilmiş ve OSB grubunda da etkinliği kanıtlanmış olması nedeniyle ön plana çıkmaktadır. PEERS sosyal beceri eğitimi; arkadaş edinmekte veya arkadaşlıklarını sürdürmekte zorluk çeken ergenlere odaklanan, manuelleştirilmiş protokoller kullanan ve ebeveyn destekli bir müdahale programıdır. Bu atölyede PEERS programında yer alan ergen ve ebeveyn oturumlarının içerik ve süreçlerinden bahsedilecek, program ile ilgili klinik deneyimlerimiz ve izlenimlerimiz aktarılacaktır.
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Sezen KÖSE / Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı’nda uzmanlık tezini ‘Otizmli olguların ebeveynlerinin nöropsikolojik ve sosyal bilişsel profili’ alanında tamamlamış, 2006 yılında uzman, 2014 yılında doçent, 2024 yılında profesör ünvanını almıştır. Otizm alanında; sosyal bilişsel yetersizlikler, erken tanı, klinik belirtiler, eşlik eden psikiyatrik tablolar, ergenlik ve erişkinlik dönem özellikleri ve sosyal becerilerin geliştirilmesine yönelik müdahale programları özel ilgi alanlarıdır. Otizm spektrumu ve sosyal bilişsel beceriler alanlarında yayımlanmış uluslararası ve ulusal 50’nin üzerinde bilimsel makale, danışmanlığını tamamladığı 17 tıpta uzmanlık/yüksek lisans/doktora tezi bulunmaktadır. “Sosyal Beceri” kitabının yazarlarındandır. OSB tanılı ergenlerin sosyal becerilerini ve arkadaşlık ilişkilerini güçlendirme amacıyla geliştirilen KONTAKT (Social skills group training for children and adolescents with autism spectrum disorder) ve PEERS (Program for the Education and Enrichment of Relational Skills-UCLA) eğitimlerini tamamlamış, PEERS programın Türkçe uyarlamasının etkililiğinin incelendiği projede (TÜBİTAK 1001) araştırmacı olarak yer almıştır.
Halen aynı kurumda “Gelişimsel Yetersizlikler ve Otizm İzlem Birimi” sorumlu öğretim üyesi olarak hastaların izlemini, asistan hekimlerin eğitimini ve bilimsel araştırmalarını sürdürmektedir.
"İntihar riskini öngörmek mümkün mü?", ,Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven
Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven, Emekli Öğretim Üyesi- Serbest Hekim
İntihar riski, kişinin gelecekte kendini öldürme olasılığıdır. Psikiyatrik hastalıkların neredeyse hepsinde intihar davranışı bir belirti olarak karşımıza çıkar. Her klinisyen meslek hayatı boyunca çok sayıda intihar riski taşıyan hastayla karşılaşmakta, bir ya da birden çok hastasını bu yolla kaybetmektedir. Bu nedenlerle her psikiyatri uzmanının ve ruh sağlığı alanında çalışan her profesyonelin intihar riskini değerlendirmeyi ve riski yüksek olan hastaya müdahale etmeyi bilmesi gereklidir. Ancak intihar riskinin değerlendirilmesi karmaşık ve zor bir iştir. Ayrıca, intihar bilimciler arasındaki yaygın kanı ve araştırmaların gösterdiği görgül gerçeklik kimin kendini öldürmeyi düşüneceğinin, kimin bu yönde bir girişimde bulunacağının ve kimin kendini öldüreceğinin önceden kestirilmesinin neredeyse olanaksız olduğu yönündedir. Franklin ve arkadaşlarının (2017) son 50 yılda yapılan 365 bilimsel çalışmayla gerçekleştirdikleri bir meta-analizde, intihar davranışlarının yordanabilme gücünün hala şans düzeyinde (%50) olduğunu göstermiştir. İntihar riskinin değerlendirilmesi süreci, kimin intihar davranışında bulunacağını önceden kestirme etkinliği olmayıp, bir kişiyi intihar sürecine sürükleyebilecek biyolojik, ruhsal, sosyal ve kültürel arka planın bir fotoğrafını çekmektir. Söz konusu fotoğraf tedaviyi planlamada, uygulamada ve etkilerini değerlendirmede yol gösterecektir. Klinisyenlerin eldeki tüm olanakları, bilinen yordayıcı etmenleri ve genel risk etmenlerini tarayarak her hastayı kendi özelinde değerlendirmesi kıymetli ve yol gösterici olacaktır.
İntihar riski değerlendirmesinin dört temel amacı vardır: Risk düzeyinin tespiti, sorun alanların belirlenmesi, tedavi planının oluşturulması ve tedavi şeklinin belirlenmesi. Risk düzeyinin belirlenmesinde kişinin kendini öldürme olasılığının ne kadar yüksek olduğu anlaşılmaya çalışılır. Risk düzeyi belirlenirken; intihar davranışının hemen ortaya çıkma olasılığı; kişinin başkalarına zarar verme olasılığı; intihar davranışının yeri, zamanı, yöntemi; intihar davranışının amacının gerçekte ne olduğu; seçilen intihar yönteminin öldürücülüğü gibi konular ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Risk değerlendirmesinin bir diğer amacı sorun alanlarının belirlenmesidir. Klinisyen, hastanın ne tür sorunlar yaşadığını ve bu sorunlardan hangilerinin doğrudan intihar eğilimiyle ilişkili olduğunu ele almalıdır. Risk değerlendirmesi sonucu elde edilen bilgiler hastanın sorunlarının çözümlenmesi için nasıl bir tedavi planı gerektiği konusunda klinisyene yol gösterecektir. Son olarak risk değerlendirmesi tedavi şeklini belirlemeye yardımcı olacaktır. Bu değerlendirme sonucunda hastanın gereksinimleri, intihar riski düzeyi ve koşulları dikkate alınarak tedavinin ayaktan mı yoksa hastaneye yatırılarak mı yürütüleceği, ilaç tedavisi uygulanıp uygulanmayacağı gibi konular karara bağlanır. İntihar riski değerlendirmesi temelde klinik görüşme ile yapılır, ancak bu amaçla kullanılan çeşitli öz-bildirim ölçekleri de standart bir değerlendirme yapmaya yardımcı olacaktır.
Kaynak
Franklin JC, Ribeiro JD, Fox KR, Bentley KH, Kleiman EM, Huang X, Musacchio KM, Jaroszewski AC, Chang BP, Nock MK (2017) Risk factors for suicidal thoughts and behaviors: a meta-analysis of 50 years of research. Psychological Bulletin, 143(2):187.
Özgeçmiş;
Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1991’de bitirdi. Psikiyatri uzmanlık eğitimini aynı üniversitede 1996’da tamamladı. Aynı fakültede 2004’te doçent, 2009’da profesör unvanını aldı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD’de, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sinir Bilimleri AD’de ve Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları ve Uygulama Merkezi’nde öğretim üyesi ve araştırmacı olarak görev yaptı, Ankara Üniversitesi Beyin Araştırmaları ve Uygulama Merkezi fNIRS Laboratuvarı’nı kurdu. 2023’te bu görevlerinden ayrıldı, halen serbest hekim olarak çalışıyor. Türkiye Psikiyatri Derneği ve İntiharı Önleme Derneği kurucu üyelerindendir. Halen İntiharı Önleme Derneği başkanı ve Türkiye Psikiyatri Derneği Bilimsel Danışma Kurulu başkanıdır. Türkiye Psikiyatri Derneği Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar ÇB, Duygudurum Bozuklukları ÇB, Krize Müdahale ve İntiharı Önleme ÇB üyesidir. Türkiye Psikiyatri Derneği Yayınları’ndan Şizofreni Tedavi Kılavuzu (2005), Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar (2007), Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklar - Temel Kitap (2018, 2021), Depresyon Sağaltım Kılavuzu Kaynak Kitabı (2008), Acil Psikiyatri (2021) kitaplarının yazarlarındandır. Türkiye Psikiyatri Derneği yayınlarından İntiharı Anlama ve Müdahale – Temel Kitap’ın (2019), İntihar Davranışına Müdahale Kılavuzu’nun (2024) ve Türkiye Klinikleri Yayınevi tarafından 2026’da yayınlanan İntihar Davranışına Psikoterapötik Müdahale Teknikleri (2026) kitabının editörlerinden biridir. Başlıca çalışma alanları şizofreni, duygudurum bozuklukları, intihar davranışı ve nörogörüntülemedir.
"Psikiyatride bir eş tanı olarak davranışsal bağımlılıklar", Uzm. Dr. Güneş Devrim Kıcalı
Davranışsal bağımlılıklar, doğrudan bir psikoaktif madde alınmaksızın sürdürülen bir davranış üzerinde kontrolün bozulması, davranışa verilen önceliğin artması ve olumsuz sonuçlara rağmen davranışın devam etmesiyle karakterize klinik tablolardır. Bu alanın tanısal sınırları halen gelişmektedir. Kumar oynama bozukluğu DSM-5-TR ve ICD-11’de bağımlılık bozuklukları arasında yer alırken, oyun oynama bozukluğu ICD-11’de “bağımlılık yapıcı davranışlara bağlı bozukluklar” kapsamında tanımlanmıştır. Buna karşılık kompulsif cinsel davranış bozukluğu ICD-11’de dürtü kontrol bozuklukları arasında sınıflandırılmaktadır. Problemli akıllı telefon ve sosyal medya kullanımı ile kompulsif satın alma gibi örüntüler ise klinik açıdan önemli olabilmekle birlikte bağımsız ve yerleşik tanılar değildir. Bu nedenle sık yapılan bir davranışın veya yüksek ekran süresinin tek başına “bağımlılık” olarak değerlendirilmemesi; kontrol kaybı, işlev kaybı, davranışa öncelik verilmesi ve olumsuz sonuçlara rağmen sürdürülmesi gibi temel klinik özelliklerin aranması gerekir.
Davranışsal bağımlılıklar psikiyatri pratiğinde çoğu zaman hastanın birincil başvuru nedeni değildir. Depresyon, anksiyete, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, madde kullanım bozukluğu, yeme bozukluğu, kişilik bozukluğu veya uyku sorunları nedeniyle değerlendirilen hastalarda ikincil ya da gizlenmiş bir klinik sorun olarak bulunabilir. Kumar oynama bozukluğu bu durumun en iyi belgelenmiş örneğidir. Toplum araştırmalarını birleştiren sistematik derleme ve meta-analizler; problemli kumar oynayan kişilerde nikotin ve diğer madde kullanım bozukluklarının, duygudurum ve anksiyete bozukluklarının belirgin ölçüde daha sık görüldüğünü göstermektedir. Borçlanma, aile çatışmaları, hukuki sorunlar, utanç ve intihar riski tablonun klinik ağırlığını artırabilir. Buna rağmen hastalar kumar davranışını çoğunlukla kendiliğinden bildirmezler.
Oyun oynama bozukluğu ve diğer dijital davranış sorunlarında depresif belirtiler, anksiyete, sosyal kaygı, dikkat sorunları, dürtüsellik, uyku bozukluğu ve yalnızlıkla güçlü ilişkiler bildirilmektedir. Ancak bu birlikteliklerin yönü her zaman açık değildir. Depresyon veya sosyal anksiyete kişinin oyun ve çevrim içi etkinlikleri kaçınma ya da duygu düzenleme aracı olarak kullanmasına yol açabilir; kontrolü bozulan davranış ise sosyal çekilme, akademik veya mesleki başarısızlık, uyku bozukluğu ve kişiler arası çatışmalar üzerinden mevcut psikiyatrik belirtileri ağırlaştırabilir. Bu nedenle davranışsal bağımlılığı yalnızca başka bir bozukluğun belirtisi veya yalnızca bağımsız bir hastalık olarak ele almak yerine, karşılıklı etkileşen bir eş tanı olarak değerlendirmek daha işlevseldir.
Problemli akıllı telefon ve sosyal medya kullanımında da benzer bir değerlendirme güçlüğü vardır. Bu kavramlar önemli ölçüde örtüşmekte ve kullanılan ölçme araçları arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Akıllı telefon, bağımlılığın doğrudan nesnesinden çok sosyal medya, oyun, kumar, alışveriş veya pornografi gibi pekiştirici etkinliklere sürekli erişim sağlayan bir araç olabilir. Meta-analitik bulgular problemli akıllı telefon kullanımı ile depresyon ve anksiyete belirtileri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu göstermektedir; ancak araştırmaların çoğunun kesitsel olması nedensellik konusunda dikkatli olunmasını gerektirir. Klinik değerlendirmede toplam kullanım süresinden önce hastanın telefonda hangi etkinliği yürüttüğü, bu etkinliğin hangi duygusal ya da kişiler arası işlevi üstlendiği ve ne tür kayıplara yol açtığı araştırılmalıdır.
Davranışsal bağımlılıklar yeme bozukluklarıyla da impulsivite, kompulsivite, ödül duyarlılığı ve duygu düzenleme güçlükleri gibi ortak süreçler üzerinden kesişebilir. Sistematik derleme ve meta-analizler, özellikle bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme örüntülerinde kumar, kompulsif satın alma ve diğer dürtü kontrol sorunlarının klinik açıdan dikkate değer olduğunu göstermektedir. Benzer biçimde kompulsif cinsel davranış, satın alma ve problemli internet kullanımı; utanç, gizleme ve damgalanma nedeniyle rutin görüşmelerde gözden kaçabilir. Tarama ölçekleri yararlı olmakla birlikte, yüksek puan tek başına tanı koydurmamalıdır.
Klinik görüşmede davranışın başlangıcı ve seyri; duygudurum dönemleri, madde kullanımı ve ilaçlarla zamansal ilişkisi; kontrol girişimleri; aşerme veya güçlü dürtü; mali, akademik, mesleki, cinsel ve kişiler arası sonuçlar sistematik biçimde sorgulanmalıdır. Mani ve hipomani, obsesif kompulsif belirtiler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kişilik örüntüleri, madde etkisi ve dopaminerjik ilaçlara bağlı dürtü kontrol sorunları ayırıcı tanıda özellikle değerlendirilmelidir. Kumar ve yüksek riskli dijital davranışlarda borç, kendine zarar verme ve intihar riski ayrıca ele alınmalıdır.
Tedavi planı, davranışsal bağımlılık ile eşlik eden psikiyatrik bozukluğu birbirinden yalıtılmış iki sorun gibi görmemelidir. Öncelikle hastayla birlikte davranışın işlevi ve sonuçları tanımlanmalı; motivasyonel görüşme, bilişsel davranışçı yaklaşımlar, uyaran kontrolü, finansal ve dijital sınırlandırmalar ile aile veya sosyal destek düzenlemeleri kişiye göre planlanmalıdır. Eşlik eden depresyon, anksiyete, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, madde kullanımı ya da yeme bozukluğu kanıta dayalı biçimde tedavi edilmelidir. Ancak yalnızca eş tanının tedavi edilmesinin davranışsal bağımlılığı kendiliğinden ortadan kaldıracağı varsayılmamalıdır.
Sonuç olarak davranışsal bağımlılıklar psikiyatride nadir ve ayrıksı tablolar değil; farklı tanılar arasında uzanan dürtüsellik, kompulsivite, ödül işleme ve duygu düzenleme süreçlerinin klinik görünümleridir. En uygun yaklaşım, her yoğun davranışı patolojikleştirmeden fakat işlev kaybına yol açan örüntüleri de gözden kaçırmadan, rutin psikiyatrik değerlendirmeye kısa ve hedefli bir davranışsal bağımlılık sorgulaması eklemektir.
Kaynaklar
Özgeçmiş
Uzm. Dr. Güneş Devrim Kıcalı, 2011 yılında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olmuş, ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlık eğitimini 2015 yılında Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamlamıştır. Mesleki çalışmalarını Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde sürdürmekte ve AMATEM Ayakta Arındırma Merkezinde sorumlu hekim olarak görev yapmaktadır. Ayrıca tıp fakültesi mezuniyet sonrası eğitim ve uzmanlık eğitimi süreçlerinde misafir öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
Türkiye Psikiyatri Derneği bünyesindeki farklı çalışma birimlerinde koordinatör ve aktif üye olarak görev almıştır. Bilimsel ve mesleki ilgi alanları arasında alkol, madde ve davranışsal bağımlılıklar; yeme bozuklukları ve yeme bağımlılığı; psikoterapi; adli psikiyatri; psikiyatride akademik yayıncılık; ruhsal hastalıkların medyada temsili ve damgalamayla mücadele bulunmaktadır.
"Suç davranışında psikopatoloji, risk örüntüleri ve adli psikiyatrik değerlendirme", Doç. Dr. Yasin Hasan Balcıoğlu
Suç davranışı ile ruhsal bozukluklar arasındaki ilişki, adli psikiyatrinin en karmaşık, yanlış anlaşılmaya ve damgalamaya açık alanlarından biridir. Ruhsal bozuklukların varlığı tek başına suç davranışını açıklamadığı gibi, şiddet veya yeniden suç işleme riskinin değerlendirilmesi de yalnızca tanısal kategorilere dayandırılamaz. Bu konuşmada suç davranışının psikopatolojik, klinik ve kriminolojik belirleyicileri; bireysel risk örüntüleri ve adli psikiyatrik değerlendirmedeki temel yaklaşımlar ele alınacaktır.
Özellikle psikotik bozukluklar, duygudurum bozuklukları, kişilik bozuklukları ve madde kullanım bozukluklarının suç davranışıyla ilişkisi; belirtilerin niteliği, hastalık dönemi, madde kullanımı, tedavi uyumu ve geçmiş suç öyküsü gibi değişkenlerle birlikte değerlendirilecektir. Şiddet ve yeniden suç işleme açısından önceki suç davranışı, madde kötüye kullanımı, dürtüsellik, psikopatik özellikler, sosyal ve çevresel stresörler ile klinik instabilitenin oluşturduğu risk örüntülerine dikkat çekilecektir. Böylece tanıdan ziyade çok boyutlu ve dinamik bir risk değerlendirmesi yaklaşımının önemi vurgulanacaktır.
Adli psikiyatrik değerlendirmede ceza sorumluluğu ile gelecekteki şiddet ya da yeniden suç işleme riskinin birbirinden farklı klinik ve hukuki sorulara karşılık geldiği özellikle önem taşır. Ceza sorumluluğu geçmişteki belirli bir fiil sırasında kişinin ruhsal durumuna odaklanırken, risk değerlendirmesi gelecekte ortaya çıkabilecek davranışlara ilişkin olasılıksal bir öngörü sunar. Bu çerçevede yapılandırılmamış klinik değerlendirme, yapılandırılmış profesyonel yargı ve aktüeryal risk değerlendirme yaklaşımları farklı güçlü ve sınırlı yönlere sahiptir. Risk araçlarının sonuçları kesin bir “tehlikelilik” göstergesi olarak değil, klinik değerlendirmeyi ve risk yönetimini destekleyen olasılıksal bilgiler olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak, suç davranışının anlaşılması ve adli psikiyatrik risk değerlendirmesi; psikopatoloji, geçmiş davranış örüntüsü, madde kullanımı, kişilik özellikleri ve çevresel koşulların birlikte ele alındığı bütüncül, kanıta dayalı ve bireyselleştirilmiş bir yaklaşım gerektirir.
Özgeçmiş
Psikiyatri uzmanlığı eğitimini Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Adli Bilimler doktorasını ise İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü’nde tamamlamıştır. Halen Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Psikiyatri Kliniği’nde eğitim görevlisi olarak görev yapmaktadır.

Doç. Dr. Gonca Özyurt
"Konsültasyon liyezon psikiyatrisinde çocuk hastaya yaklaşım"
Çocuk ve ergen konsültasyon liyezon psikiyatrisinde (ÇE-KLP) yaklaşım; tıbbi hastalıklara eşlik eden psikososyal sorunları çözmeyi, hastanın uyumunu artırmayı ve biyopsikososyal modeli temel alarak disiplinler arası bir köprü kurmayı hedefler. Multidisipliner İletişim ve işbirliği içinde konsültasyon istemini gönderen ekiple (pediatrist, cerrah, hemşire) doğrudan iletişim kurulmalı; istem nedeni, hastanın tıbbi durumu ve ekibin beklentisi netleştirilmelidir. Çocuğun bilişsel ve duygusal gelişim düzeyi (okul öncesi, okul çağı, ergenlik) dikkate alınarak iletişim dil ve tarzı ayarlanmalıdır. Aile ve bakımverenlerin katılımı sağlanmalıdır. Çocuk hasta hiçbir zaman tek başına değerlendirilmez. Ailenin kaygı düzeyi, ebeveynlik tutumları ve hastalığa bakışı çocuğun tepkilerini doğrudan etkileyebilir. Tıbbi tablonun ve ilaç etkileşimlerinin incelenmesi konusu da çok önemlidir. Organik etiyolojiler (deliryum, nörolojik tutulumlar, metabolik bozukluklar, ilaç yan etkileri) mutlaka öncelikli olarak dışlanmalıdır
Özgeçmiş
Gonca Özyurt 2009 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi‘nden mezun olup aynı yıl Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda ihtisas eğitimine başlamıştır ve 2014 yılında uzman olmuştur. Mecburi hizmetini Dr Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Hastanesi ve Nevşehir Devlet hastanesinde tamamlamıştır. Sonrasında öğretim üyesi olarak İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda ve Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Psikiyatri Kliniğinde göreve başlamıştır. Ulusal ve uluslararası alanda birçok yayını olan Gonca Özyurt 2022 yılında doçentlik ünvanını almıştır. Ekim 2023ten itibaren İzmir Şehir Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kiliniğinde de görev yapmaktadır. Bilişsel davranışçı terapi, oyun terapisi ve kabul ve kararlılık terapisi eğitimlerini almıştır. 2024 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsünde Sinir Bilimleri alanında doktorasını tamamlamıştır. Çocuk ve genç psikiyatri derneği yönetim ve yeterlik kurulu üyesidir

Bipolar Bozukluğun Seyrini Öngörmek Mümkün mü? Klinik, Bilişsel, Biyolojik ve Dijital Belirleyiciler, Uzm. Dr. Ece Özlem Öztürk
Bipolar bozukluk; epizod sıklığı, rezidüel semptom yükü, bilişsel ve işlevsel sonuçlar ile tedavi yanıtı açısından belirgin heterojenite gösteren kronik bir duygudurum bozukluğudur. Bu heterojenite, tanısal sınıflandırmanın ötesine geçerek bireysel klinik trajektorinin ve olası kötü seyir riskinin öngörülmesini önemli bir hedef hâline getirmiştir. Mevcut kanıtlar; yüksek epizod ve hastaneye yatış yükü, erken başlangıç, uzun tedavisiz hastalık süresi, rezidüel depresif ve mikst belirtiler, hızlı döngülülük, komorbiditeler ve psikososyal işlev kaybı gibi klinik değişkenlerin olumsuz seyirle en tutarlı ilişkileri gösterdiğini düşündürmektedir.¹
Bipolar bozuklukta prognoz yalnızca relaps ve rekürrens üzerinden değerlendirilmemelidir. Ötimik dönemlerde devam edebilen dikkat, işlemleme hızı, sözel bellek ve yürütücü işlev bozuklukları özellikle uzun dönem işlevsellik açısından önem taşımaktadır. Benzer şekilde uyku ve sirkadiyen ritim bozuklukları, hem yaklaşan duygudurum epizodlarının potansiyel erken göstergeleri hem de müdahale edilebilir klinik hedefler olarak değerlendirilmektedir.
Tedavi yanıtının öngörülmesi de kişiselleştirilmiş psikiyatrinin temel bileşenlerinden biridir. Lityum yanıtına ilişkin çalışmalar, bazı klasik klinik seyir özelliklerinin daha iyi yanıtla ilişkili olabileceğini göstermesine rağmen, bireysel düzeyde güvenilir tedavi seçimini sağlayacak tek bir belirleyici henüz mevcut değildir.²
Son yıllarda inflamatuvar ve nörotrofik biyobelirteçler, nörogörüntüleme, aktigrafi, dijital fenotipleme ve makine öğrenmesi temelli modeller daha hassas risk katmanlaması amacıyla araştırılmaktadır. Bununla birlikte örneklem heterojenliği, overfitting, yetersiz dış doğrulama ve kalibrasyon sorunları nedeniyle bu yöntemlerin rutin klinik kullanımı henüz sınırlıdır.³ Büyük kayıt verilerine dayalı ve dış doğrulamalı yakın dönem modellerinde dahi relaps öngörüsünün orta düzeyde kalması, teknolojik yöntemlerin bugün için klinik değerlendirmeyi tamamlayıcı araçlar olarak görülmesi gerektiğini göstermektedir.⁴
Sonuç olarak bipolar bozukluğun seyri tamamen öngörülemez değildir. Günümüzde en güçlü ve uygulanabilir prognostik yaklaşım; ayrıntılı klinik öykü, epizod yükü, rezidüel belirtiler, komorbiditeler, uyku-sirkadiyen düzen, bilişsel performans ve işlevselliğin birlikte ve longitudinal olarak değerlendirilmesidir. Gelecekte klinik, bilişsel, biyolojik ve dijital verilerin entegrasyonu, daha dinamik ve bireyselleştirilmiş prognostik modellerin geliştirilmesine olanak sağlayabilir.
Kaynaklar
Özgeçmiş
Ece Özlem Öztürk, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde psikiyatri uzmanı olarak görev yapmaktadır. Tıp eğitimini ve psikiyatri uzmanlık eğitimini Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamlamış olup, Dokuz Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Temel Sinirbilimler Anabilim Dalında doktora eğitimine devam etmektedir. Akademik çalışma alanları başta bipolar bozukluk, şizofreni ve afektif psikozlar olmak üzere nörokognisyon, nörogörüntüleme, uyku-sirkadiyen ritimler ve psikiyatrik bozuklukların nörobiyolojik belirleyicilerini kapsamaktadır. Türkiye Psikiyatri Derneği Duygudurum Çalışma Birimi Koordinatörü ve Kongre Düzenleme Kurulu Genel Sekreteri olarak görev yapmaktadır.